BİR KAŞIK SUDA FIRTINA, MONTRÖ

13/04/2021 01:54 220

Haftalardır gündemi meşgul eden, eski büyükelçilerden milletvekillerine ve emekli amirallere değin, herkesin bildiri üzerine bildiri yayınlamasına yol açan Montrö tartışması nasıl başlamıştı; hatırlatmak isterim. O yüzden, TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un katıldığı Habertürk canlı yayınında gerçekleşen diyaloğu aynen aktarıyorum: "Muharrem Sarıkaya: Mesela Sayın Cumhurbaşkanı'nı kastetmiyorum ama bir gün bir cumhurbaşkanı gelip "Ben Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çekildim" derse veya "Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi'ni feshettim" derse; bu mümkün müdür? Mustafa Şentop: Teknik olarak yapabilir. Muharrem Sarıkaya: Veya "Montrö'yü tanımıyorum, feshettim" derse? Mustafa Şentop: Yapabilir bunu. Sadece biz Cumhurbaşkanlığı ya da eski sistemle bakanlar kurulumuz değil; Almanya da bunu yapabilir, Amerika da yapabilir, Fransa da bunu yapabilir. Ama mantıkta "mümkün ile muhtemel" arasında bir fark vardır. Marmara Denizi'nden ayran yapabilmek mümkündür. Yeterli miktar yoğurt bulursanız, Marmara Denizi'ni de karıştırırsanız, bu aklen mümkün olabilir. Akli imkândır bu. İhtimal ise gerçekleşen bir işin olabilirliğidir. Bu muhtemel değildir." İşte haftalardır tartışılan ve iç siyasete hem vakit hem de enerji kaybettiren, sanırım Yunanistan gibi ülkelerin de sırıtarak takip ettiği Montrö tartışması, Marmara Denizi'nden ayran yapılabilmesi ihtimaliyle eşit görülen bir örnek üzerinden çıktı. Üstelik Montrö örneğini veren de Şentop değildi, ama soru cevabın önüne geçti. Şunu da ekleyeyim: Montrö'yü "Tartışılması teklif dahi edilemez" ilan edenler, biri girişim olmak üzere beş darbe yaşamış bir ülkede emekli amirallerin bir araya gelerek, "aksi takdirde" diye başlayan cümlelerle seçilmişleri tehdit ettiği ve diğer darbe bildirileri gibi gece yarısı yayınladıkları metne "ifade özgürlüğü" deyip geçmemizi bekliyorlar. Esas çelişki bu olsa gerek…Evet yazarı, çizeri, TV yorumcusu, uzmanı, akademisyeni, askeri, politikacısı, kısacası her kesimden, lehte aleyhte görüş beyan ediliyor. Konu, günlerdir enine boyuna tartışılıyor.

Nedense hiç kimse, Muharrem Sarıkaya’nın niçin durduk yere, böyle bir soru sorduğunu gündeme dahi getirmedi. Bir de tersinden bakalım; Muharrem Sarıkaya, TBMM Başkanına böyle bir soru yöneltmese, bu tartışmalar, bu kadar alevlenir miydi? Gazeteci olmak, insana, soru sormada, sonsuz bir hak mı veriyor.? Bunun da bir sorumluluk sınırı yok mu? Ülkenin hassas bir dönemden geçtiği göz önüne alınırsa, gazeteci de sorularını dikkatli ve sorumluca sormak zorunda değil mi? Ben gazeteciyim, istediğim soruyu sorarım aymazlığı ne kadar doğrudur? İyi o zaman, gazeteci aklına gelen, her türlü mantık dışı absürt soruları sorsun. Hiçbir hak ve mahremiyet tanımasın. Var mı böyle bir şey? Gazetecinin de etik değerleri vardır. Ülke ve insanlık sorumlulukları vardır. Hassas durumları da göz önünde bulundurmalıdır. Durduk yere hokucuk çıkarmamalıdır. Muharrem Sarıkaya bu soruyu bilerek mi sordu? Kastı ne idi bilemem… Benim şahsi görüşüm, her meslekte sorumluluk vardır. Gazetecide bir meslekse, onunda sorumlulukları ve etik yönleri vardır. Gazeteci olmak, kişiye sonsuz ve sınırsız hak vermez. Kimse, kendi kendine mesleki üstünlük taslamamalı. Nerede özgür olduğunu, nerede durması gerektiğini bilmeli insan. Kim olursan ol, ne olursan ol, önce haddini bileceksin. Ama nedense kimse buna değinmiyor. Nasrettin Hocanın evine giren hırsız için etrafının verdiği akıllar karşısında, Hocanın ‘’ Yahu, iyi güzel söylüyorsunuz da, hırsızın hiç mi suçu yok?’’ Demesi gibi… Soru soranın hiç mi suçu yok. Madem öyle, Anakara Başkent, onu da değiştirir mi diye soralım. TBMM yi lağveder mi? Diye akla hayale sığmayan, saçma sapan soruları soralım, aklımıza geldi diye..

Nedir bu Montrö anlaşması ? Gelin buna bakalım şimdi…

Montrö Sözleşmesi nedir ve ne zaman imzalandı?

Tam adıyla Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin o dönem yaptığı yoğun diplomatik temasların ardından, 1936 yılının yaz aylarında haftalarca süren görüşmelerin ardından imzalandı.

Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın parçalarından biri olan Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi gerektiğini savunuyor ve bunun için de çalışmalar yürütüyordu.

1923 tarihli Boğazlar Sözleşmesi ile İstanbul ve Çanakkale boğazları ile ilgili geçici düzenlemeler getirmişti. Buna göre, askeri olmayan gemi ve uçakların barış zamanı boğazlardan geçmesi, her iki yakasının da askeri güçten arındırılması ve Türk askerinin girişinin yasaklanması öngörülüyordu. Bunun için de başkanı Türk olan bir uluslararası kurul oluşturulmuştu.

Yarın devam edeceğiz.