BİR HUKUK HOCASININ İRONİSİ

12/10/2021 04:04 216

 

Gelin, önce bu ironiyi yapan hocamızı tanıyalım:

Prof. Dr. Muhammet Özekes kimdir?

02.02.1967 Erzurum doğumlu. İlk, ve Ortaokulu Erzurum’da, Liseyi İzmir’de bitirir.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü ve Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olur.

1989-1990: Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra-İflas Hukuku Anabilim Dalı araştırma görevlisi olur.

Halen İzmir Barosu’na kayıtlı avukattır.

1991-1993: Yüksek Lisans-Dokuz Eylül Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı. “Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale” konulu yüksek lisans tezini verir.

1993-1995: Dokuz Eylül Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı’nda doktora programına başlama…

1995 Eylül – 1997 Nisan: Almanya, Münster-WestfaelischeWilhelms Üniversitesi’nden alınan bursla yabancı dilin geliştirilip, doktora tezi hakkında araştırma yapar.

1998 Haziran: Doktora– Dokuz Eylül Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı. Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez danışmanlığında “İcra ve İflas Hukukunda İhtiyati Haciz” konulu doktora tezinin tamamlar.

1999Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra-İflas Hukuku Anabilim Dalı yardımcı doçent…

1999 Temmuz-Eylül: DAAD’nin araştırma bursu ile üç ay,Münster-WestfaelischeWilhelms Üniversitesi’nde araştırma çalışması.

2004 Mayıs: Medeni Usul ve İcra-İflas Hukuku Alanında, Doçentlik payesini alma.

2009 Aralık: Profesörlük Unvanına sahip olma…

21 e yakın kitap yayımlama…

Hukuk Fakültesi Sayısı Çok Azdır, Daha da Artmalıdır

Mevcut çok yetersizdir, daha çok hukuk fakültesi açılmalıdır. Açtıkça kalite daha da düşecek, açtıkça aslında sonunda elde ne hukuk ne fakülte kaldığı görülecek. Diplomalar anlamsız, mezunlar işsiz, ülke hukuksuz kalacaktır. Yani diplomanın, mezunun, fakültenin önündeki göstermelik “hukuk” yazısı tümüyle anlamsızlaşacaktır. İşte o zaman, belki bunun gerçeği ve doğrusu neydi diye arayan olur.

Şu anda hukukun fakülte, meslek öncesi, meslek sonrası, meslek içi, uzmanlık, sertifika vs. binbir gösterişli ad altında eğitimlerin ekserisi, az bilenlerin hiç bilmeyenlere “ders” veya “uzmanlık” görüntüsünde tevatür, bilineni tekrar, hatırayı ikrar, kısmen temenni, kısmen eksik bilgi anlatımına dönüşmüştür. Yeter ki, bir diploma, sertifika vs. sonunda duvarda, çerçevede şık duran bir belge olsun. Herkes “hoca” herkes “eğitici” olmuş, duvarlar belge, masalar plaket dolmuş zaten.

Hal böyle olunca, komşu teyze avukattan daha çok biliyor, bakkal amca hukuk konusunda hüküm veriyor, tek sıfatı “hukukçu” olan zevat, televizyonda yargılama yapıyor, gazetecilerin hukuk bilgisinin yanına yaklaşılmıyor, sosyal medya yüksek mahkeme olmuş, az bilenler hiç bilmeyenlere, zır cahiller kara cahillere ahkâm kesiyor, mafya dünyaya nizam veriyor. Neden? O belgelerin, diplomaların, sertifikaların, onları veren kurumların ve verenlerin içi boş (hakkını veren azınlığı tenzih ediyorum). Kısaca, her yer hukuk fakültesi herkes hoca olmuş her mekan adalet (!?) dağıtan yer haline gelmiş. Kimin umurunda?...

 

İşte size üniversite… Bir binanın çatı katında…Daha bunun gibi nice neleri var… Barakalardan oluşan üniversite mi dersiniz? Fakültesinde öğrenci olmayan ama dekanı ve hocası olan üniversite mi dersiniz, Alt Yapı, Üst yapı, olmayan üniversite mi dersiniz, ne derseniz deyin artık… Dağın başına üniversite açmak marifet mi? Hoca yok, kitap yok, bina yok, yurt yok, yok, yok, tok ama bilmem ne üniversitesi diye cafcaflı tabelalar var…Tıpkı teneke gibi, içi boş… Tın,tın,tın…İşte buna güzel bir örnek:

Bekri Mustafa

IV. Murat döneminde, içki ve meyhane düşkünlüğü ile bilinen Bekri Mustafa, bir caminin önünden geçmektedir. O sırada musalla taşında da bir cenaze yatmaktadır. Fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur. Cemaat beklemekten yorulmuştur. Tam bu sırada başında sarık, sırtında cübbesiyle oradan geçmekte olan Bekri Mustafa'yı, hoca zannederek cenaze namazını kıldırmasını isterler. Bekri Mustafa, ben hoca değilim dese de, dinlemezler ve zorla cemaatin önüne geçirirler. Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler söyler.

Cemaatten ölüye ne söylediğini merak edenlere de gülerek cevap verir: 'Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun, eğer orada bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa imam oldu dersin, onlar durumu anlarlar dedim' der...

Hukuk Fakültesi Sayısı Artmalı ki Bekri Mustafalar Çoğalsın..!!!

Bekri Mustafalar artmalıdır. Lakin Bekri Mustafa haddini ve halini bilmektedir; oysa mevcutta kimse haddini, halini ve konumunu bilmemektedir. Zaten bu kadar pervasızlık vehadsizlik, cehaletin arttığının somut tezahürüdür. Malum, cahiller cesur olur!.. O cehaletin ve o cehalete eşlik eden menfaatin dağıttığı, mülkün temeli olan “adalet”… “Adalet” olur mu? Bu, adalet olursa, ancak Bekri Mustafa’nın öte tarafa mesaj gönderdiği mevtadır!

SON SÖZ:’’EKMEĞİ EKMEKÇİYE VER, BİR EKMEKTE ÜSTE VER.’’