BİR ANIT PROJE, KÖY ENSTİTÜLERİ

19/04/2021 21:16 169

Köy enstitüsü, Türkiye'de ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere, 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılan bir okul türüdür. Tamamen Türkiye'ye özgü olan bu eğitim projesini, 28 Aralık 1938 tarihinden beri  milli eğitim bakanı olan Hasan Âli Yücel, bizzat yönetti.

Türkiye’ye özgü bir sistemle 17 Nisan 1940 yılında kurulan ve 27 Ocak 1954 yılında kapatılan Köy Enstitüleri (KE), bireyin gelişiminde, sanat ve estetiği önde tutan, barışçı ve insancıl ilkeleri savunan, bir eğitim modelidir. Ana ilke; yalnız düşünce ile uygulamayı birleştiren “iş yoluyla iş eğitimini” ön plana alan, bir eğitim modeli değil, toplumu değiştirme ve geliştirme modelidir.

Türkiye'de köy enstitüsü fikri ilk kez, Amerikalı eğitim filozofu JohnDewey tarafından savunuldu. Dewey, özellikle kırsal bölgelerdeki okulların toplum yaşam merkezi haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'de okulun yerel koşullara uyarlanması sorunu eğitim felsefesinin özünü oluşturuyordu. Köy Enstitüleri, John Dewey'in iş ve eğitimi birleştirme fikrini yerine getirmek için tasarlanmıştır. Mezunların aynı anda hem okul öğretmenleri hem de toplumun eğitmeni olması bekleniyordu. Öğrenciler aslında kendi okullarını, evlerini, kışlalarını, iş yerlerini vb. inşa ettiler ve birlikte yaparak ve yaşayarak üretim ile eğitimi kaynaştırdılar... Dikişten Terziliğe,   Marangozluktan İnşaata, Kaynakçılıktan Demirciliğe, Ziraat ten, Sağlığa kadar, pek çok alanda eğitim görüyorlardı. Askerliğini çavuş olarak yapmış olan okul görmüş insanlar, öncelikle eğitilerek, memleketlerine gönderiliyordu.

Osmanlının külleri üzerine kurulan, Türkiye Cumhuriyetinin acilen eğitim ve ekonomik kalkınmaya ihtiytaç vardı. İşte  Köy Enstitülerine bu nedenle gereksinim duyulmuştu.

Öncelikle 1930 lu yıllarda ülkemizdeki gerçek duruma bakmalıyız. 1935 nüfus sayımına göre nüfusumuz 16 milyon 158 bin civarındadır. 7 milyon 936 bini erkek, 8 milyon 221 bin 248 i kadındır. Nüfusun %83,4 ü köy ve kasabalarda yaşayanlardır. Okuma yazma oranı, ancak nüfusun %20 sidir. Bu oran kadınlarda %10 a ulaşabilmektedir. Köylerde Çoğu üç yıllık öğretim yapan köy okulları bulunmaktaydı. Çiftçi ailelerin en az %15 topraksızdır. Din baskısı bulunmaktadır. Üretim araçları ilkeldir. 1.680.000 çocuk okula gitmekten yoksundu. Şehirlerde durum daha iyiydi. Halkın %85 i ilköğretimden yararlanabiliyordu.

Türkiye’de eğitim sorunlarının çözümü gerekiyordu. Bunun için devlete yük olmayan, köye yararlı olacak, kırsal yapının değişimine katkı sağlayacak okul ve (kültür ve hizmet ruhuna sahip) öğretmen gerekiyordu. 1940’ a gelindiğinde 6 yaşın üzerindeki nüfusun %78 i okuryazar değildi. Köylerde bu oran %90’dı. Türkiye’de 1932 yılından itibaren görülmedik bir eğitim çalışması başlatılmıştır. 1932’ de halk evleri kursları başlatılmıştı. İlk kez 1936'da geçici olarak açılan eğitmen kurslarıyla, kısa süreli bir eğitimle köy eğitmenleri yetiştirilmesine başlandı.

Köyler, sağlık, temizlik ve gelişme olanaklarından uzaktı. Bu yaygın bilgisizlikle daha etkili mücadele etmek, bunu yaparken, köylerin sosyal ve ekonomik yapısında öğretmen ve eğitim kanalıyla düzenlemeler, gelişmeler sağlamak gereksiniminden köy enstitüleri (KE) doğmuştur. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel 17 Nisan 1940’ ta TBMM meclisinde “Köy Enstitüleri Kanunu” görüşülürken yaptığı konuşmada köylünün de okutularak daha iyi duruma getirilmesini istemiştir. Böylece Cumhuriyet ilkeleri tabana yayılacak ve köylünün tarım ve diğer konularda da bilgi sahibi olması sağlanacaktı. 1941'de 14'e varan enstitü sayısı 1946'da 20'ye, 1948'de de 21'e ulaştı.

On dört yıl boyunca (1940-1954) yirmi bir enstitü, yaklaşık olarak on yedi bin mezun verdi.1942'de köy enstitülerine öğretmen yetiştirmek amacıyla Ankara Hasanoğlan'da bir de yüksek köy enstitüsü kuruldu. (KE) aynı zamanda, insanın özgürlük, eşitlik, kardeşlik, barış ve sömürüsüz bir toplum isteğidir. Temeli: Cumhuriyetin eğitim anlayışını, bir kır toplumu olan ülkenin eğitim yoluyla canlandırılması gerektiğini, öğretmen yetiştirmenin önemini kavrayan, ancak bu yolla eğitim atılımlarının gerçekleşebileceğini düşünen Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve ilköğretim genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un ve onlara omuz veren bir avuç eğitim aydınının çalışmalarıyla atılmıştı.

Yarın devam edeceğiz..