BEDAVA YAŞIYORUZ BEDAVA           

21/08/2020 20:49 728

1950’li yıllarda Orhan Veli Kanık’ın ‘Bedava Yaşıyoruz Bedava’ şiirinin bugün geçerliliği var mı, onu irdeleyeceğim.

Hava bedava demiş ama bugün hava kirliliği insan sağlığını tehdit eder hale geldi. Egzoz gazları, fabrikalardan ve iş yerlerinden çıkan zararlı gazlar var oldukça, insanlar buradan kaçacaklardır. Ya da bulundukları ortamın havasını temizlemek için filtrasyon ekipmanlarına ve işletme maliyetlerine para harcayacaklardır. Bu da bir mali külfet. Demek ki bugün hava bedava değil.

Yağmurun eskiden mali bir külfeti yoktu. Ama bugün çeşitli yöntemlerleyağmur bulutlarını toplayıp yağmur temin ediliyor. Demek ki yağmur bile bedavalıktan çıktı.

Dereler ve tepeler artık bedava değiller. Derelerin taşması, seller ve rafting para isteyen zor işler. Tepeler ise; dağcıların kamp yaptıkları yerler olmaya başlayınca o da bedava olmaktan çıktı. Benzer şekilde Milli Parklar, özel işletmelere tahsis edilen alanlar nedeni ile de birçok tepe paralı oldu.

Otomobillerin dışı, sinemaların kapısı, camekânların bedava oluşu fukaralığın, parasızlığın bir göstergesi.

Suyun bedava oluşu çok eskidendi. Şimdi Kıbrıs’a ve İstanbul’daki Adalar’a borular döşenerek, büyük paralar sarf edilerek su veriliyor. Ayrıca geri kalmış ülkelerde birkaç yıl sonra su savaşları çıkarsa hiçte yadırgamam.

1995 yılında gittiğim Etiyopya’da her şey mikroplu idi. Gelinceye kadar ya maden suyu içtim ya da sefaretteki özel temiz sudan yararlandım.

Kelle fiyatına hürriyetin kasıtlı olarak ucuzluk değil, kolayca insan harcayan bir sorun olduğunu zannediyorum. Mali sıkıntılardan ötürü yaşamak eğer yaşamaksa buna diyeceğim yok. Aksi halde bu yaşamak harcanmış bir hayat demek.

Etiyopya’da sokaklarda yatanlar, Eritre treninin üstünde gününü geçirenler, Uzak Doğuda sandalda yaşayanlar. Bunları görüp insanlığımdan utandım. Yaşamak bu mu dedim. Günümüzde de evsizlik dolayısıyla parklarda, otogarlarda, hava alanlarında ya da bazı kurumlarda geceleyenler, köprü altlarında yaşayanlar insanlık ayıbıdır.

İnsanlar çeşitli nedenlerle esir konumunda. Bundan kurtuluşta çok kolay değil.

Orhan Veli Kanık’ın edebiyat alanında tanıtan kişi hocam olan Türkiye’nin ilk kritikçilerinden Nurullah Ataç’tı.

Aşık Veysel’i tanıtan da Ahmet Kutsi Tecer’dir. Onun çok tanınmış bir şiiri ile sözlerimi bağlıyorum.

 

Geceleyin bir ses böler uykumu,

İçim ürpermeyle dolar: -Neredesin?

Arıyorum yıllar var ki, ben onu,

Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.

 

Gün olur sürüyüp beni derbeder,

Bu ses rüzgarlara karışır gider.

Gün olur peşimden yürür beraber,

Ansızın haykırır bana: -Neredesin?

 

Bütün sevgileri atıp içimden,

Varlığımı yalnız ona verdim ben.

Elverir ki bir gün bana derinden,

Ta derinden bir gün bana ‘’Gel’’ desin.