AYDINLAR OCAĞI

07/11/2022 20:13 443

4-5-6 Kasım günlerini, yani geçtiğimiz hafta sonunu Giresun’da geçirdik. Aydınlar Ocağı’nın 50. Şura toplantısı var idi.

Aydınlar Ocakları, her yıl iki kez, şubelerinden birinin düzenlediği bir toplantı, şura yapar. Ancak, yaşanan salgın nedeni ile son yıllarda yapılamadı. Bu yıl Giresun şubesinin düzenlemesi ile yeniden başlandı.

Giresun ilimiz ve çevresi, ülkemizin olağanüstü güzelliklerinden bir kısmını almış ve hatta bu güzellikleri daha da artırmış bir ilimizdir. Zaten adı, yeşil Giresun diye anılan bir yerleşim merkezimizdir. Özellikle, yaylaları mutlaka görülmesi, gezilmesi gereken yerlerdir.

Şura’nın esas amacı, gidilen ilin güzelliklerini görmenin yanında, bir de yapılan bildirimlerle, gelen katılımcılara bilgi aktarmaktır.

Bu toplantıda, Karadeniz bölgesi ağırlıklı bildirimler sunulmuş ve bu sunumlar sayesinde bölge hakkında gerçekten önemli bilgiler elde edilmiştir.

Karadeniz bölgesindeki Pontus Devleti’nin tarihi ile ilgili verilen bilgiler, bir tarihçi olarak beni ve herhalde dinleyenleri son derece memnun etmiştir.

Giresun şehri, Millî Mücadele tarihimizde çok önemli bir yere sahiptir. Bunun en önemli nedenlerinden biri Topal Osman’dır. Toplantıdaki sunumlarda Topal Osman ile ilgili çok önemli ayrıntılar öğrendik. Özellikle, Topal Osman’ın en yakınlarından olan kişilerden, yani, adeta birinci ağızdan öğrendiklerimiz oldukça ilginç ve önemli idi. Sakarya Savaşı başta olmaz üzere, Giresunlular tarafından oluşturulan 42. Ve 47. Alaylar hakkında verilen kahramanlık bilgileri önemli ve duygu yüklü idi. Gördük ki, Giresun’da sadece Topal Osman değil, daha başka kahramanlar da Türk Milleti için gözünü kırpmadan Millî Mücadele’de, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yanında yer almışlardır.

Bu arada konuşmacılardan bir kişinin, Topal Osman hakkında olumsuz düşünenlerin var olduğunu belirtmesi maalesef üzücüdür. Neden? Çünkü, Topal Osman bir kahramandır ve tartışılması bile esef vericidir. Topal Osman’ın Millî Mücadeleye katkısı, Millî Mücadele’nin yanında olan her Türk çocuğu için bilinir ve takdir edilir. Bu ifadeden gerisi ayrıntıdır ve önemsizdir.

Bu konuyu şu sözlerle tamamlayabiliriz: Giresunlular, Millî Mücadele’ye verdikleri kahramanca gayretler ile ne kadar övünseler azdır.

Her yerin, her ilin olduğu gibi Giresun’un bir de ekonomisi ve günlük geçim konuları vardır. Biliyoruz ki, Giresun’un en önemli gelir kaynağı, Karadeniz bölgesinin büyük bir kısmının olduğu gibi fındıktır.

Ancak, fındık konusunda öylesine üzücü bilgiler ile karşılaştık ki düşündürücü ve moral bozucu idi.

Her şeyden önce, dünyada fındık üretiminin yüzde yetmişini üreten ülkemizde, fındık, sahipsiz ve adeta kendi haline terk edilmiş bir ürünümüzdür. Ne fiyat politikası tutarlı, ne fındığın saklanması, korunması ve satılması ile ilgili bir strateji var, ne de fındığın dünya piyasalarında bizim adımıza nasıl etkin olabileceği ile ilgili bir takım çalışmalar var. Yazıklar olsun!

Elbette, bölgedeki fındık üreticilerinin de bir takım eksiklikleri, yanlışlıkları, imkânsızlıkları olabilir. Ancak, böylesine önemli ve dünyanın en gözde ürünlerinden biri olan bir fındığı ülke yöneticilerinin millî mesele görüp elinden gelen her türlü gayreti göstermesi gerekir. Türk olmayan birkaç firmanın elinde olan fındık piyasasına devletin, hükümetin ilgili ve yetkililerinin derhal müdahale etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, görülüyor ki, dünyanın tartışmasız en büyük üreticisi olduğumuz fındık, yararlı olmaktan çıkacak ve sıradan bir ürün haline dönüşecektir.

Konuşmacılardan birinin söylediği şu cümle oldukça ilginç, üzücü, endişe verici, kızdırıcı ve ürkütücüdür: “tütün ve pamuğun başına gelenlerden sonra, sıra fındığa mı geldi.” Bu söz, anlayana çok şeyler ifade etmektedir. Daha ne söylenir ki?

Bir de Aydınlar Ocakları ile ilgili birkaç söz söyleyerek yazımızı tamamlayalım.

Aydınlar Ocağı’nın bir dönem Adana Başkanlığını yapmış olarak çok uzun zamanlardan beri bu Şuralara katılmaktayım. Bazı Şuralarda bildirim sunan, bazı Şuralarda bildirim dışı konuşmalar yapan bir kişi olarak bir takım gözlemlerimi yapmakta yarar görüyorum.

Aydınlar Ocakları, Türk Milleti’ne hizmet etmeyi temel gaye edinmiş bir Sivil Toplum Kuruluşudur. Bu görevini bu zamana kadar yapmanın gayreti içerisinde olmuştur. Her teşkilatın olduğu gibi, Aydınlar Ocağının da yeni kanlara, yeni enerjilere ihtiyaç duyması olağandır, normaldir.

Yeni kanlar, yeni enerjiler almayan kurumlar, gayretlerinde ve cazibe merkezi olmalarında bir takım sendelemeler yaşayabilir, tökezleyebilir. Teşkilat yöneticileri bu gerçeğe rağmen teşkilatlarını sürdürmekte zorlanırlar…