Arabamız su kaynatmasa (2)

08/09/2022 00:32 492

 

Bir önceki yazımda; Hüseyin adında bir köy öğretmeninin, arabası arızalanınca rastlaştığı doktor Mehmet Uri ile tanışma hikayesini anlatmış ve demiştik ki;

"Çocuklarının okuyup büyük şehirlere gittiğini, burada hanımıyla baş başa yaşadığını söyledi"

"Neden buraya yerleştin?"

"Ben, okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim...Sizler bilmezsiniz, unutuldu gitti. Ben Savaştepe Köy Enstitüsü'nün ilk mezunlarındanım...Hasan Ali Yücel Maarif Vekili iken ilk Köy Enstitüsü burada açıldı.

Burada öğrendim ben hayatı. İnsanlara bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini..

Ayrılamadım buralardan"

"Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?"

"Dedim ya, sizler bilmezsiniz Köy Enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu? O zamanın okulları, sadece kitaptan bilgi vermezlerdi. Bu toprağın çocuklarına, okuma, yazma'nın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaatçılığı, tamirat yapmayı, örgü örmeyi, hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler.

Hayatı öğrenip de öğretmen olduk..Biz de hayatı öğrettik çocuklara"

"Yani elinizden çok iş geliyor"

"Köy Enstitüleri, bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi, soru sormayı, aklını kullanmayı öğretiyorlardı.

Zaten bu yüzden yaşatılmadılar ya"

Bu arada çaylar geldi.

Yanında da ekmek, peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı.

Hüseyin Amca emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını, sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan söz etti.

"Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş yağını çıkarmışız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız. Odunu ile ısınmışız..Giderek ona benzemişiz"

"Nasıl yani?"

"İnsan da doğanın meyvesi değil mi?"

Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tuttu;

"Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan.

Çoğunu sıkıp, yağını çıkarıp, posasını da sabun yapıyoruz...Yani heba olup gidiyor...Bir kısmını sofralık ayırıyor, selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını, buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp, daha şişkin, gösterişli hale getiriyoruz.

İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz?

Okullarda okutup hayata hazırladığımızı sanıyor, ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz. insanları"

"Sizin Köy Enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi?" diye soracak oldum.

Hanımına baktı...

Gülüştüler.

"Hurma zeytini bilir misiniz?" diye sordu.

"Hayır, hiç duymadım"

"Ege'nin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama, her yıl Kasım ayı sonu gibi, denizden karaya esen rüzğar ile zeytin ağaçlarına bir mantar bulaşır..Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır...Dalında olgunlaşır zeytinler...Toplandığında yemeye hazırdır anlayacağın."

"Eee...?"

"Köy Enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi, insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı insanı, hayata hazırlıyorlardı"

Sustuğumu görünce hanımından, boşalan bardakları doldurmasını rica etti.

"İşte bu yüzden öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini hatırlatmak için buradayım doktorcuğum. Unutulsun istemiyorum" dedi.

Kitaplığından çıkardığı 2 kitabı kızıma hediye etti.

Vedalaştık.

Arkamızdan bir tas su döküp uğurladılar.