ANSIZIN BİR HUZUR KAPISI AÇILMIŞTI

01/01/2022 03:47 220

Bu hafta kulak-burun-boğaz doktoruna gittim. Alerji olmuşum. Doktoruma gittim ve muayene odasından içeri girdiğimde odadan gül suyu kokusu aldım ama öyle huzur veren bir kokuydu ve öylesine keskin bir kokuydu ki maske takmama rağmen kokuyu burnumun en uç noktasına kadar hissettim. İçeride doktora kokunun ne kadar güzel hissedildiğini söylediğimde bana “bunu söyleyen ilk hastasınız” deyince çok şaşırdım. Duyulara hitap eden şeyleri hep çok sevmişimdir çünkü 5 duyu ile algılanıp hissedilen her şey siz de değişik duygular uyandırır.

Muayene odasına girdiğimde oradaki hasta koltuğuna oturdum ve başladım kendimi tanıtmaya. Sohbet de ilerledikçe ilerledi. Konu konuyu açtı. Bir türlü muayene olamadım. Fakat, bana sorarsanız daha vaktim olsa oturup 1-2 saat daha sohbet ederdim doktor beyle. Çok sıcak kanlı, sevecen, tatlı dilli bir doktor olunca sohbete de doyamadım yani. Doktorumun odasının içerisinde mevlana heykelleri, İstanbul fotoğrafları, gül kokuları vardı... Her şey inanılmaz huzur verdi yani. Doktorumun manevi bir yönü olduğunu hissettim ama bunu kendisine söylemedim. Neyse, bana üniversitede hangi bölümü okuduğumu sordu. Ben kendisine iletişim bölümü okuduğumu ve üniversite son sınıfta olduğumu ve daha da devam etmeyi düşündüğümü söyledim; mastırla, kendini geliştirmekle, öğrenmekle... Doktor Bey zaten bu fikrimi çok sevdi. “En güzel şey kendini geliştirmek, öğrenmek ve bunu başkalarına faydalı olabilmek için kullanabilmek” dedi.

Muayene odasına ben girmeden önce yine benim gibi 21 yaşında olan bir erkek hasta ve annesi gelip tedavi olmuşlardı. Tam onlardan sonra ise içeri ben girmiştim. Benden önceki erkek hasta da halı sahada maç yaptığı için şiddetli öksürük ve boğaz ağrısı şikayetiyle gelmiş bir hastaydı. Anlayacağınız hastalığı kaptıktan sonra da annesine ister istemez geçirmişti. Hani o erkeğin bu olayı yaşadığını duyunca ve annesinin ona sinirlenmesini işitince içten içe dedim ki ah şu anneler ne kıymetli varlıklar. Gerçekten anneler olmasa dünya herhalde bir hiç olur. 21 yaşında olan bir erkeğin haberi yok hastalandığından ve durumunun vahim olduğundan. Bildiğiniz boş vermiş yani. Olan, olur; genciz tarzında takılıyor. Ee ne olacak sonuçta kafa rahat: “Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun” modunda çocuk. Ama olan anneye oluyor. Yazık garibim. Annesini de görünce dedim ki “Ah şu anneler olmasa acaba sağlıklı, doğru hareket eden, saygı duyulan bireyler olacak mıyız?” Bir yandan da Doktorla konuşuyorum ileride kadın olarak ne yaparım diye, şimdilik geç anne olmayı düşünüyorum veya hiç olmamayı, bir kadın olarak topluma uyum sağlamak bir hayli zor sonuçta. Doktor Bey’de bana şöyle dedi: “Çalışan kadınlara saygım sonsuz ama onlardan tam bir anne olmuyor. Ben her zaman çocuğun başında durulması onunla ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sağlıklı toplum doğru yetişen bireylerden oluşur ne de olsa? İlgisiz hiçbir şey olmuyor: Ne toprağa ekilen tohumlar çıkıp büyüyor ve yetişiyor ne de hayat devam ediyor. Anne olacak insan doğru işi seçmeli. Haftada altı gün işe gidilerek çocuğa bakılamıyor, ilgisiz büyüyen çocuktan da hayır gelmiyor. Ben de doktora “Galiba gelecek pek de parlak değil. Çok üzgünüm. Şu an için çok büyük hayallerim yok” dedim. Bana hak verdiğini ilk başta söylemek istemedi çünkü genç bir bireyim ve kendisi 60’lı yaşlarında. Ben yolu daha yeni yürürken ümitsizliklerle doldurmak istemedi içimi belli ki. Fakat, pek bir önemi yoktu çünkü çok haklıydı ve ben son nefesime kadar yaşayarak görecektim hayatın getirilerini ve götürülerini. Hayattı, değişikti, güzeldi veya kötüydü ama yaşanılacaktı...