Anektotlar

13/04/2022 20:53 991

700 yıl önce bugünlerde İstanbul’da güzel bir beyin fırtınası yaşandı. Taraflardan biri Şair Nefi diğeri de Şeyhülislam Yahya Efendi, zaman zaman bir birine takılan bu çiftten çok özlü sözler çıkar işte bunlardan bir tanesi ;

Müftü efendi bize kafir demiş

Tutalım ben ona diyem müselman

Lakin vardıkta ruz-ı mahşere,

İkimiz de çıkarız orda yalan

Bugünkü dille : Müftü efendi bana kafir demiş, ben de ona Müslüman desem, kıyamet günü geldiğinde ikimizin de yalan söylemiş olduğu ortaya çıkar.

İstanbul’da bir çok alışveriş merkezi vardır bunlar bazı kelimelerden türetilmiştir. Her gün yüzbinlerce kişinin gezip dolaştığı Tahtakale de bunlardan biridir. Kelime itibari ile Tahtakale ‘’kale altı’’ olan Taht-el-kale ismi zamanlar Tahtakale’ye dönüşmüştür. İstanbul’da herkesin eğlendiği, alışveriş yaptığı yerlere uğrarız da bunun ne anlam taşıdığı çoğu zaman aklımıza gelmez, Tahtakale bunlardan biridir.

Türkiye’de değişik tipte hiciv ustaları var, bunlardan biri de Neyzen Tevfik’tir. Neyzen Tevfik Bodrum’da doğmuş İzmir’de büyümüştür. Mevlevihanede ki sazlar onu derslerinden daha fazla sarmış kısa zamanda elindeki sazı yanı Ney’i çok düzgün çalabilmiştir. Kimseye muhtaç olmayan bir yapıda olan Neyzen Tevfik zaman zaman geçim sıkıntısı çekmiş sokaklarda bile yatmıştır.

Kimseden çekinmeden herkese istediğini söyleyen Neyzen Tevfik 1953 yılında yaşama gözlerini yummuştur.

18 yy da kanlı olaylar yaşanmış ve dış politikalarda çok tanınmış bir isim olan 2. Abdülhamit abartılı biçimde sevdirilmiştir. Oysa Osmanlı topraklarının büyük bir kısmı onun döneminde elimizden çıkmış ve İmparatorluk erimeye başlamıştır.

Abdülhamit zamanın değerli devlet adamlarından biri de Mithat Paşadır. Halk sandıklarını, Ziraat Bankası gibi lüzumlu ve ihtiyaç duyulan bankalarını kuran Mithat paşa yakalama emri çıkarılınca İzmir’de Fransız konsolosluğuna sığınmıştır. Bir süre kendisini saklayan Fransızlar sonunda meşhur Yıldız davasında (Abdülaziz’in ölümünde onun rolü varmış gibi idama mahkum edilmesi sağlanmıştır.) suçlu bulmuşlardır. Abdülhamid kimseye güvenmediği için Mithat Paşa’nın cansız başını görmek istemiş ve bir tabuta konan baş, İstanbul’a gönderilmiştir. Abdülhamid, Mithat Paşa’nın başını gördükten sonra boğdurulduğuna inanmış ve devlet işlerine kaldığı yerden devam etmiştir.