Anadolu'da son sözü Türk Milleti söyler

17/01/2020 20:41 1488

 

Geçen hafta, Mondros, Sevr ve Lozan Anlaşmaları ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yazının sonunda, adı geçen konuya gelecek hafta devam edeceğimi söylemiştim. Ancak, ilgili konunun devamını bir hafta sonraya bırakmaya karar verdim.

Aslında, bir süreden beri güncel konulara hem değinmeye fırsat kalmıyor ve hem de bilinçli bir şekilde değinmemeye çalışıyorum.

Peki, neden?

Çünkü, bugünkü çok ağır sıkıntılarımızın, temel fikir ayrılıkların aslında, tarihimizi, özellikle yakın (100-200 yıllık) tarihimizi bilmekteki, öğrenmekteki eksikliklerimiz olduğunu düşünüyorum. Bunu söylerken, esasen şuna değinmek istiyorum: Belki, sıralı(Kronolojik olarak) bir takım bilgilere sahip olabiliriz, ama, onları işleyecek, Tarih Felsefesi yaparak işleyecek bir ortam çok yaygın olmadığı için, çoğunlukla, savruluyoruz.

Bu nedenle, kendimce, tarih konusunda aktarmaya çalıştığım bilgileri, tam da bu düşünceden hareketle ortaya koymaya gayret etmekteyim. Bu nedenle, tarihî bilgilere bütün yazılarımda yer veriyorum.

Bunları ne için anlattım?

Günlük ve güncel konulara değinmeme nedenlerimin önemli bir kısmını anlatmak için!

Gelelim güncele...

Bir toplantı yapılmış ve o toplantıda Asrika diye bir devlet kurulacak, İstanbul Başkent olacak, devletin resmî dili de Arapça olacakmış. Bu devletin kanunları Şeri hükümler olacakmış. Ayrıca bu toplantılar da devam edecekmiş.

Bu konuları yazmamak için uzun bir zamandan beri direniyorum. Ancak, bir çok yerde bu görüşlere olağanüstü infial gördüğüm için, o hassas insanlar için değinmeyi uygun görüyorum.

Selçuklu Devletinin, devlet dili ağırlıklı olarak Farsça idi. Osmanlı Devletinin devlet dili Arapça, Farsça karışık Osmanlıca dedikleri bir garip dil idi. Ancak, Anadolu Türk'ü, DEVLET'E rağmen,  tarihin en derinliklerinden gelen o güzel Türkçesini konuştu ve bugüne getirdi. Bir Yunus Emre'nin 7-8 yüzyıl önce yazdıklarını bugün yazmış gibi anlıyoruz. Yani, Devlet, kendi Devleti iken, Dil'ini değiştirmeyen Türk Milleti, Asrika ile mi değiştirecek. Beyhude çaba!

Anadolu'yu Türklere bırakmamak isteyen dünya egemen güçleri ve onların işbirlikçi maşaları yeni türemedi ki! Şark Meselesi, en az 200 sene önce düşünülmüş ve uygulamaya konulmuş bir gerçek değil mi? Peki, NE OLDU?

Çok Güzel, Zengin ve dünyanın gözbebeği Anadolu'yu DEĞİŞMEZ YURT yapmak için uğraşan Milletlerin çoğu, tarihten silinip gitmediler mi?

Tarih, şunu söylüyor: Sıfatlarını saydığım Anadolu'yu en uzun Yurt yapan Millet, Türk Milleti'dir. Bu gerçek ortada iken, şu gerçek de göz önüne alınmalıdır. Bu devamlılığı sağlamak için, çok ciddi bedeller ödenmiştir. Demek ki, bedel ödeyerek YURT EDİNİLİYOR.

Bir diğer konu da, 100 yıl önce, hiç bir güç yokken, hiç bir imkân yokken yapılan işleri, bu kadar dış ve iç desteklere dayanarak yıllardan beri geri çevirmeye çalışmak nasıl bir anlayış, nasıl bir çaba? Olmayacağını bilerek böyle bir çaba göstermek, neden?

1990-2000 arasında, dünya basınında, stratejistlerin beyanatında ve siyasetçilerin ağızlarında Türkiye'nin yönünün egemen güçlerce ilan edilmiş olduğunu biliyoruz.

Türk Milleti, Anadolu Türklüğü, bu ilan edilmiş gerçeklerle karşı karşıyadır ve mutlaka Damarlarındaki Asil Kan galip gelecektir.

Söylemeye çalıştığım; gerçekler ortada!

Kimin ne yapmak istediğini çok iyi anlamalıyız ve

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE vecizesinin sıcaklığına, ağırlığına ve büyüklüğüne daha da sıkı sarılmalıyız.

Bazı güzel deyimlerimizle, konuyu şimdilik sonlayalım:

- Laf, sahibinden çoğalır

- Söyleyenden, dinleyen uz gerek