AK PARTİ DE SAVRULMALAR 2

10/09/2021 02:07 211

 

ABD, bu süreçte PKK’ya desteğini iyice arttırdı.

PKK Terör Örgütü’nün sınırlarımız ötesindeki farklı isimlerle faaliyet gösteren uzantılarını vekâlet savaşında kullanırken, Türkiye’nin güvenlik endişelerini tırmandırdı.

Sınırlarımızın dibinde, Türkiye’nin nefesini kesecek kesintisiz “terör koridoru” oluşturma ve “Arz-ı Mev’ud” hayali için, çok büyük bir açılım sağlama çabaları karşısında, yapılabilecek tek şey vardı:

“Sınır ötesi operasyonlarla bu tehdidi uzaklaştırmak.”

Türkiye bunu yapmaya çalıştı ve büyük ölçüde de başardı.

“Radikal Muhalefet ”in bugünlerde çok beğendiğini söylediği ilk dönemde, AK Parti’nin hangi politikaları izlediğini biliyorsunuz.

O süreçte, ülkenin ve kendisinin içinde bulunduğu zorlukları Avrupa Birliği süreci üzerinden aşmaya gayret eden siyasi iktidar, zaman içinde Batı’nın “geleneksel kalleşliğine” muhatap oldu.

Bugüne kadar kendisiyle “uyum içinde” hareket eden bütün iktidarları, bütün liderleri vakti geldiğinde boğan, boğdurtan Siyonizm’in kontrolündeki Batı, aynı tarifeyi AK Parti İktidarı’na ve Sayın Erdoğan’a da uygulamak istedi.

Bu noktada, sadece siyasi iktidarı değil, bütünüyle Türkiye’nin istiklâlini, bölünmez bütünlüğünü tehdit eden unsurlar, eş zamanlı olarak harekete geçirildi.

Türkiye de, “Milli Güvenlik Politikası” gereği, bu operasyonlara direndi.

Bunu yaparken de, sırf sloganlara yaslanmak yerine, başta savunma sanayii olmak üzere bazı kritik alanlardaki hamlelerinden, elde ettiği avantajlardan büyük ölçüde faydalandı.

“Batı tehdidinin’’ arttığı her dönemde olduğu gibi, bir “dengeleyici” unsur olarak da Rusya ile ilişkileri kuvvetlendirme yoluna gitti.

Bu süreç boyunca hatalara, eksikliklere birçok yazımızda, konuşmamızda dikkat çektiğimizi ve bundan dolayı da “10.Köy” tarifesine tabi tutulduğumuzu kadim okuyucularımız çok iyi bilir.

AK Parti iktidarı, şiddetini gittikçe arttıran hücumlara, vatandaşla göz ve gönül bağını kuvvetlendirecek hamlelerle karşı koymak yerine, artık metal yorgunluğundan mıdır, mental yorgunluktan mıdır nedendir, vatandaşın sesini gittikçe daha az duyar hale geldi. İktidar olduğu ilk dönemlerde olduğu gibi, vatandaşı kucaklayamadı. Vatandaşa, işi düşünce sahiplenmeye başladı. Aradaki bağı sıkılaştırmak yerine, gevşek tutmaya başladı. Adeta vatandaştan uzaklaştı. Bana göre en büyük hatayı da, bu nokta da yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Keskin ve fanatik destekçiler dışında, etrafında ılımlı kimse kalmadı. Bu durum sadece vatandaş için söylenemez. Aynı şeyi, kendi içinde de yapıyor. Kendi üyelerine, daha önce yönetimlerde yer almış, partiye emeği geçmiş insanlara karşıda, soğuk ve mesafeli davranılıyor.

Yukarıdakilerle aşağıdakiler arasındaki “bilgi akışı” epeyce kesintiye uğradı.

Milyonlarca vatan evlâdı, bir yandan yönetimin “radikal muhalefetin” eline geçmesinden endişe ederken, diğer yandan da, sesini siyasi iktidara duyuramamaktan şikâyetçi olur hale geldi.

Radikal muhalefetin bugünlerde göklere çıkarttığı ilk dönem ile yerden yere vurduğu “ikinci dönemi” (yani 2012, 2013 sonrasının) çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Bugün çok başka bir dünyadayız.

Tehditler çok daha fazla ve şu “plân demi” sürecinin, birçok ülkeyi “iç karışıklıklara” sürükleyeceğini, hemen her konuda “ayrılığa” düşen toplumların bu süreçten çok daha fazla etkileneceğini görmek gerekiyor.

Radikal Muhalefet ’in Türkiye’nin herhangi bir meselesine dair çözüm teklifi, projesi yok.

“BBC Zihniyeti” ne derse, üzerine atlıyor.

“BBC Zihniyeti” kendisini yalanlasa ve özür dilese bile, “niyet başka” olduğundan “düzeltme yoluna” gitmiyor.

Türkiye bu sıkıntılı süreci nasıl aşacak?

Sayın Erdoğan, bir aralar “kızgın demiri soğutmaktan” bahsetmişti.

Bu yönde adımlar atılacakken, araya provokasyonlar girdi, süreç ilerleme kaydedilemeden kesintiye uğradı.

Radikal muhalefet, dışarısı vesaire ne yaparsa yapsın…
Ülkeyi yönetme sorumluğu AK Parti İktidarında. Bunun mazereti de olmaz, olamaz. İki de birde ‘Dış Güçler, Dış güçler’ diyerek, işi özünden saptıramazsınız. Hedef şaşırtmaktan başka da işe yaramıyor zaten.

Sürekli olarak radikal muhalefetin tavırlarından şikâyetçi olmak, bu durumu değiştirmez.

Yapılması gereken; bazı konularda siyasi iktidardan farklı düşünmekle birlikte, “terör”, “bölünmez bütünlük”, “ülke menfaatini savunmak”, “ailemize sahip çıkmak”, “plân demi tezgâhına gelmemek” gibi temel noktalarda “birlikte çalışılabilecek” kim varsa, bir araya gelmek. Liyakate önem vermek, ehil insanları kilit noktalara getirmek, ayrıştırıcı değil, birleştirici dil kullanmak. Sürekli muhalefeti suçlayarak bir yere varmak mümkün değil.

Mutabakat alanını mümkün olduğunca genişletmek lazım.

AB’nin, ABD’nin, ya da bir başka sömürgeci güç ile “yakın ilişkilerin,” bir “çıkış” yolu olmadığı, bunca tecrübeden sonra iyice görülmüş olmalıdır.

AK Parti’nin ilk dönemine dönmeye çalışmak da, her “karşı çıkışa” tepki göstermek de çıkış yolları değil yani.

Kızgın demiri usulünce soğutmak gerek!

SON SÖZ: ‘’ BILDIR YEDİĞİN HURMALAR, BİR GÜN SENİ TIRMALAR.’’