AİLE ve KADINA ŞİDDET

11/12/2019 22:55 776

 

Gün geçmiyor ki, gazete ve TV haberlerinde kadın cinayetlerine, kadına şiddete rastlamayalım… Her gün bir cinayet, her gün türlü, türlü şiddet haberleri çıkıyor karşımıza… Eskiden de bu kadar yaygın mıydı? Ya da eski zamanlarda iletişim araçları bu kadar yaygın ve etkin değildi de, onun için mi haberimiz olmuyordu?  Günümüzün gelişmiş iletişim araçları sayesinde, dünyanın neresinde ne oluyorsa, anında haberimiz oluyor. Her türlü gelişmeyi anında öğreniyoruz. İnterneti takiben hayatımıza giren akıllı telefonlar, bir numaralı haber kaynağı oldu. Küreselleşen dünyada, artık hiçbir şey saklı gizli kalmıyor. Daha doğrusu, bu gök kubbe altında, eskisi gibi saklama yapamıyorsunuz… Son derece hızlı internet hizmetiyle her şeyi anında öğreniyoruz. Dolayısı ile ülkemizin her hangi bir köşesinde vuku bulan kadın şiddetini, ve kadın cinayetlerini aynı gün akşam, TV haberlerinde izliyoruz.

Bu durum pek tabii ki kadın erkek ilişkilerini ve aile ilişkilerini sorgulamaya yol açıyor.

Aile üzerindeki tartışmayı bitirmek istiyorsanız ya susun ya da hikmetli bir şey söyleyin.

“Aile içi şiddet” diye başlarsanız, tek sorun karı-koca değil, gelin-kaynana sorunu da var, çocukların kendi arasında şiddeti de var, babanın çocuklara, torunların, gelinin, dede nine ya da kaynana, kayınbaba, kardeşin kardeşe şiddeti de var.

Bakın; kural şu: Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı. Zalimin ya da mazlumun kadın mı, erkek mi ne anlamı var!. Maçoluk da, feminizm de, yeşili ile moru ile hepsi mikro faşizmdir. “Akıllı” olmakla “akılcı” olmak aynı şey değil.

Bir yasa o toplumun inanç, tarih, gelenek ve gelecek tasavvuru ile örtüşmüyorsa o yasa hukuka uygun değildir. Hukuka uygun olmayan yasa suç aletidir. Yasa bazen iktidarların elinde toplumu kendi çıkarlarına göre şekillendirme iddiası taşıyan İlahlık ve Rablik dayatması şeklinde tezahür eden bir kırbaca dönüşür. Uluslararası sözleşmeler her zaman, her yerde, herkes için “erdem ve ahlaki değerler” anlamına gelen düzenlemelerin ötesine geçiyorsa bu konu hukuki meşruiyet zemininden uzaklaşmak anlamına gelir.

Buna bir örnek de “İstanbul Sözleşmesi”dir. Bu sözleşmeyi başta İngiltere olmak üzere, birçok AB ülkesi hâlâ imzalamadı. İlk imzalayan ülke Türkiye. Bu tartışmanın, nafakanın süresini mahkemenin takdirine bırakılması ile biteceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sorun şiddetten ibaret olmadığı gibi, çözüm de nafakadan ibaret değil. Bu tartışma ne kadar uzarsa AK Parti bu işten o kadar zarar görür.

Geçen gün yine erken evlilik, çocuk gelinler konusu gündem oldu. Gay ve lezbiyenlerin birlikte yaşaması bireysel ve çağdaş bir tercih olarak hoşgörüyle karşılanırken, erken evlilik konusunda devletin müdahaleci tavrı kabul edilemez. Bu konudaki sınır, kişinin inancıdır. Bu konudaki temel çerçeve “Mal, can, namus akıl-inanç ve nesil emniyeti” ile sınırlıdır. Bu korunan 5 temel esasa açık ve yakın tehdit oluşturmayan hiçbir düzenleme devletin müdahalesine açık değildir. Aile toplumun kozmik odasıdır. Devletin müdahalesine kapalıdır. “Çocuk gelin” hikayesi, aile ile ilgili birçok ön yargıda olduğu gibi büyük ölçüde bir algı operasyonunun parçasıdır.

Bizim inancımızda evliliğin olmazsa olmaz şartı; “akil ve baliğ” olmaktır. “Akil”, yani Hakkı batıldan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyetine sahip olmaktır. Kimse konuşmuyor ama, bu “akıl/zeka yaşı” ile ilgili bir durumdur ve ilk şart budur. Biyolojik yaşa gelmeden asıl bir kriter söz konusu. Bu anlamda 20 yaşında da olsa, evliliği hak etmeyecek bir sürü kişi var. İkinci mutlak zorunlu şart, kişiye göre değişen biyolojik şart da, “baliğ olmak / buluğa erme” yaşıdır. Bu şartlar, aynı zamanda cezai ehliyet şartıdır.

Bu yaşlar tutsa da, ilk evliliğinde, Şafiye göre, oğlan ve kızın kabul ve icabından, “özgür iradeleri ile hiçbir etki altında kalmadan eş olarak seçme” olmaz. Anne ve babalarının, yani 4 kişinin rızası gerekir. Mevcut belediye nikahı, müftülükte de kıyılsa Şafiye göre sorunludur. Niye kimse bunu bilmiyor. Bunlar ne mirası, ne talakı biliyor.

Yarın devam edeceğiz…