ACI REÇETE Mİ ? 2

17/11/2020 04:51 346

 

Tabii bunun yanında bizler, güzelliklere hep hastayızdır, hayranızdır. Yalnız bu güzellikleri bizler, hayatta her zaman, aramakla dahi bulamıyoruz, bulduğumuz güzelliklere de sahip çıkamıyoruz. Yapılan her hizmet ve her güzellik bizler için, yapıldığı gibi, güzelliklere karşı engel olmak da bizlere karşı yapılan haksızlıktır…

Değerli okurlarım, değerli dostlarım, asıl güzelliği aşağıdaki yazıyı okuyunca görün. Tabii görün de, bir Japon başbakanı ile bir başka Başbakanı veya Türk yetkililerini kıyaslayın…!!!

Lafı uzatmadan konuya gireyim:

*Japonlar, son derece sade, basit, yalın, mütevazı yasayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekâmül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir. Doğru değil mi? Evinize eşya alacaksınız, kendiniz beğenemezsiniz, mutlaka bir başkasının fikrine ihtiyacınız vardır. Neden? O eşyayı siz mi kullanacaksınız yoksa sorduğunuz kişi mi kullanacaktır?

Elimizin altındaki çocuklarımızı bile başkalarına sorup öyle eğitiyoruz veya terbiye ediyoruz. Sanki bizim bir inancımız yok gibi…

Böyleleri ile zavallı, evini mezat salonuna çevirmiş, diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın ve dışarının esiri olması ne kadar acıdır.

Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır:

“Şu andan itibaren,” der; “Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim…!!!”

Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

Geçenlerde Japon imparatorunun sarayı nasıl acaba diye merak edip, internetten arama yaptım…Aman Allah”ım…!!! Ne gördüm dersiniz.? Ya Rabbi… Ne kadar sade, ne kadar mütevazı…!!!

Ne kadar gösterişten uzak... !!! Dünyanın en yüksek teknolojilerini üreten, dünya ekonomisini elinde tutan Japonya… iki Japon”u üst üste getirsen, bir Türk kadar boyda olan Japonya… Japonları düşününce, kendimin boyuna(1.80 cm) bakıp, her türlü endişeden uzak kalıyorum… Japonlarla kıyaslamak dahi istemiyorum. ‘’Boyundan, bosundan utan’’ diye…

Öyle ya; o kısacık boylarıyla, yenilik, teknoloji alanında harikalar yaratıyorlar. Ya bizler…??? Boylu boslu olmuşuz da ne yapmışız.? ‘’Allah boy vermiş, kapmış koy vermiş’’ misali… Tabiiki utanırız, tabii ki gocunuruz. Elin adamı, o kısacık huyuyla harikalar yaratıyor…

Sorumluluklarımızı yerine getirmemekle, bizler de sorumsuzlar sınıfına geçmiyor muyuz?

Hayat çok ince, akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,

İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

“Bir mıh bir nalı kurtarır, bir nal bir atı, bir at bir komutanı,

bir komutan bir orduyu, bir ordu, bir ülkeyi kurtarır…” diyordu…

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım, ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

Senelerce, önce VATAN dedik…Sadece nöbette veya görevde olan askerlerimiz şehit oldu, vatan için. Önce vatan demek, sadece asker veya polis için mi? Sadece onlara mı lazım, önce vatan? Biz sivil vatandaşlara, fakire, zengine lazım değil mi? Bu ülke sınırları içinde yaşayan, vatandaşlarımıza lazım değil mi, önce vatan? Ne diyor ünlü şairimiz; Orhan Şaik Gökyay...??? Bu vatan kimin? diye soruyor…!!! İşte, şairimizin o meşhur şiiri:

BU VATAN KİMİN?

Bu vatan, toprağın kara bağrında,

Sıradağlar gibi duranlarındır…

Bir tarih boyunca onun uğrunda,

Kendini tarihe verenlerindir…

**

Tutuşup, kül olan ocaklarından,

Şahlanıp, köpüren ırmaklarından,

Hudutta, gaza bayraklarından,

Alnına, ışıklar vuranlarındır…

**

Ardına bakmadan, yollara düşen,

Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,

Huduttan hududa, yol bulup koşan,

Cepheden, cepheyi soranlarındır…

**

İleri atılıp, sellerce sine,

Göğsünden vurulup tam erce sine,

Bir gül bahçesine girercesine,

Şu kara toprağa, girenlerindir.

**

Tarihin dilinden düşmez bu destan,

Nehirler gazidir, dağlar kahraman,

Her taşı yakut olan bu vatan,

Can verme sırrına erenlerindir…

**

Gökyay'ım, ne yazsan ziyade değil,

Bu sevgi bir kuru ifade değil,

Sencileyin hasmı rüyada değil,

Topun namlusundan, görenlerindir…

Yarın devam edecek…