29 ve 30 EKİM KARŞILAŞTIRMASI

01/11/2021 07:26 476

 

30 Ekim 1918…

Şark Meselesi olarak dünyaca bilinen ve gerçekleştirmek için asırlardan beri Avrupalıların olağanüstü gayret gösterdikleri konunun çözüldüğüne inanıldığı gündür.

30 Ekim 1918 tarihi, Mondros Ateşkes Anlaşması’nın bizim adımıza Rauf ORBAY tarafından imzalandığı kara gündür.

Bu Anlaşmanın yapılması ile Osmanlı askeri dağıtılacak ve Alman subayları memleketlerine gidecektir. Bu maddelerin gerçekleşmesinin ilk adımlarından biri de güneydeki Yıldırım Orduları Grubu’nun komutanlığının Liman Von Sanders’ten Atatürk tarafından Adana’da devralınmasıdır.

Mondros Anlaşması ile Osmanlı Devleti tarih olacak ve Türkler artık önce Avrupa’dan ve sonra da Anadolu’dan gönderilecektir. Yani, Avrupalılar asırlardan beri olağanüstü gayret gösterdikleri Şark Meselesi konusunu hayata geçirmiş olacaklardır.

Bu gerçeği ilk görenlerden biri de Adana’da bulunan Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Adana’da bulunduğu kısa dönemde Mondros Anlaşması’nın ülkeyi işgal için gerekçe olarak kullanılacağı ve özellikle 7. Maddenin bu işgale yol açacağını İstanbul’a yazdığı tegraflarla sürekli belirtmiştir. İstanbul’un bu konuda herhangi bir savunma düzeni kurmayacağını anlayan ATATÜRK, Adana’da ilk Millî Mücadele adımlarını ve yollarını aramaya ve uygulamaya başlamıştır.

Evet, 30 Ekim 1918 tarihi biz Türkler için çok karanlık bir günün tarihidir. Her 30 Ekimde bunu hatırlamalı ve unutmamalıyız.

Bu tarihten sadece 5 sene sonra 29 Ekim 1923’de, o karanlık, ağır bunalımlı, ümitsiz, hiçbir gücü kalmadığına inanılan, Şark Meselesi ile Avrupa ve Anadolu’dan, geldikleri Türkistan’a geri gideceğine kesin gözüyle bakılan Türk Milleti, hangi mucize ile yepyeni bir devlet; Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurabilmiştir?

Bu mucizenin adı, Türk Milleti’nin tarihten gelen Bağımsızlık ve Özgürlük aşkını herkesten daha iyi bilen Mustafa Kemal ATATÜRK gibi bir mucize insanın,yiğitleri de ayağa kaldırarak dünyaya meydan okumasıdır.

1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile başlayan yok oluşa gidişin 1808 Sened-i İtttifak ile biraz daha hızlanması, 1839 Tanzimat Fermanı ile daha da katmerlenmesi, 1856 Islahat Fermanı ile artık sona gelindiği düşüncesinin hâkim olması üzerine başlayan arayışlar şunlardır: 1876 Kanun-u Esâsi’nin kabulü, yani diğer bir ifade ile 1. Meşrutiyet ve Meclis-i Mebusan’ın açılışı. Çok kısa süren bu uygulamanın ortadan kalkması ile yeniden başlayan arayış çalışmaları ve sonunda 1908 yılında gerçekleşen 2. Meşrutiyet.

Bu arada dünya dengeleri gereği bizim parçalanıp paylaşılmamız için yapılan ittifaklar sonucunda çıkan 1. Dünya Savaşı ve bu savaşın sonunda bizim Mondros ile teslim olmamız ve en sonunda Sevr.

Şimdi şu soruyu sormak gerekmez mi?

1774’ten başlayan çöküş ve belki de yok oluş sürecine engel olunabilinmiş midir?

Fermanlar, açılan Meclisler, uygulamaya geçen Anayasalar Devleti ve Milleti kurtarabilmiş midir?

Tereddütsüz, şüphesiz cevap; HAYIR değil midir? Başka bir cevap verebilmek mümkün müdür?

Ayrıca dünyada da Monarşik idareler tek tek yıkılmaktadır. Hohenzollern, Habsburg, Çarlık, Mançur vs. gibi tek adamlık rejimler ortadan kalkmaktadır.

Bu şartlarda, yapılacak ne kalmaktadır?

Hâlâ tek adamlık rejime devam etmenin anlamı, gerekçesi ve açıklaması ne olabilir?

Türk Milleti, tek adamlık rejimin kendi bağımsızlığını kurtarmaya yeteceğine inansa idi, ülkenin işgali karşısında sessiz kalın diyen Halife Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin dediklerini yapmaz mı idi?

Türk Milleti bütün unsurları ile İstanbul Hükümeti ve Halife Padişah tarafından Trabzon ve havalisinde asayişi sağlamak üzere gönderilen bir Paşa ve arkadaşlarının arkasına ölümüne neden düştü acaba?

Türk Milleti’nin her şeyden önce, ama her şeyden önce temel tercihi; TAM BAĞIMSIZLIĞIDIR. Tarih, bize bunu çok açık göstermektedir.

Bu nedenle;

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZLIĞIMIZI SAĞLAYAN CUMHURİYET!

YAŞASIN BU CUMHURİYETİ KURAN İRADE!