‘Yav he he!’

Bu hafta siz değerli okurlarımıza; ortalıkta kasıla kasıla gezen, tozu dumana katan, ‘astığım astık kestiğim kestik’ diyen, lakin zoru görünce laf cambazlığı ve ani ‘U’ dönüşleriyle Oscarlık performanslar sergileyen ‘Sahte Kabadayılardan’ bahsetmeye çalışacağım.

Hemen herkesin çevresinde eksik olmayan, durmak ve susmak bilmeyen bu tipleri hepimiz iyi biliriz. Gerekli ortam sağlandığında, hadi açık konuşalım; kafalar güzel olduğunda, küçük bir kıvılcımın kâfi gelir bu tiplere. Meydanı boş bulan delikanlı abiler, kendine göre aksiyon dolu geçmişini saatlerce anlatır.

Övünmekten başka bir şey bilmeyen, başkasına söz hakkı vermeyen delikanlı abiler, dakikalar geçtikçe ortamda bulunan herkesin sinirlerini zıplatır. Muhabbeti sabırla dinleyen dostlar ise, ayıp olmasın diye olgun davranışlarla durumu idare etmeye çalışır.

Peki, böyle tiplere niye hoşgörüyle yaklaşılır? Neden söylediği her yalana inanılır, inanmış gibi yapılır? Gereğinden fazla cesaretlendirilip, yaptığı pardon yapamadığı olayları anlatmasına neden müsaade edilir? Gerçi bir dediği diğeriyle örtüşmeyen, yalanlarına kendini kaptıran, ara gazı ve pohpohlamalarla daha da coşan bu cinslerin üremesindeki en büyük etken; hoşgörülü insanların vermiş olduğu tavizlerdir.

***

Konuyla alakalı trajikomik bir örnek verelim;

“Güldür Güldür” programında, ‘Yedi Bela Hüseyin’ tiplemesini bilmeyeniz yoktur. Skeçteki Yedi Bela Hüseyin; Türk sinemasının efsane isimlerinden Kemal Sunal’ın muhteşem performanslarıyla hayat verdiği “Sahte Kabadayı” ve “Korkusuz Korkak” filmlerinden esinlenmiş eğlenceli bir skeç.

Skeçte, sözde kabadayı Yedi Bela Hüseyin; “Bu mahallenin namusu benden sorulur. Mahallemizin kızlarını sahipsiz mi sandınız? Biri bir şey isteyecekse, adam gibi gelip benden icazet alacak! Yok öyle kafalarına göre davranmak. Bu mahalleyi sahipsiz mi sandınız? Hayırdır olum!”

Yedi Bela Hüseyin’in gazla çalışmasını sağlayan, bayır aşağı koşturan yancı arkadaşı da var elbet. Peki, bu yancı arkadaş nasıl gaz veriyor abisine; ‘Abim var ya abim… Abim nasıl asar, abim nasıl keser, abim nasıl kızar? Abim nasıl döver!’ gibi laflarla dörtnala koşturur abisini.

Hüseyin’in karşısına essahlı bir kabadayı çıktığında ise; “Estağfurullah abi, ne yedi belası! 2-3 bela…” diyerek geri vitese taktığı sahneler çok komik.

Yedi Bela Hüseyin’in zoru görünce nasıl korktuğunu, korkusunu da çekinmeden sergilediği absürt komedi izleyenlerin beğenisine sunuyor. Skeç aslında ‘Sahte Kabadayılara’, ’Korkusuz Korkaklara’ inceden mesaj veriyor.

Her yerde görmeye alışık olduğumuz bu tipler bilmeliler ki; Kimseyi koruyup, kollamanıza gerek yok. Kimsenin sizden icazet almasına da gerek yok. Hele hele kimsenin (af buyurun) kedi köpek gibi sahiplenmeye hiç ihtiyacı yok!

***

Gerçi biz Türkler, olayları abartmayı çok severiz. Bu konuda kimseler elimize su dökemez.

Üçe beş katmalar, olayları abartmalar, kahramanlık taslamalar, etrafta kasıla kasıla gezmeler,

Olmamış yaşanmamış bir olayı, olmuş yaşanmış gibi anlatmalar,

Birkaç kişinin değil, mahallenin hatta memleketin kabadayısı saymalar,

‘Asarım keserim biçerim…’ naralarıyla tehditkâr konuşmalar,

Birilerini sahiplenme içgüdüleri.

Bir bitmediniz gitti!

Ama;

Aslen biliyoruz ki; bu tipler, söylediklerinin ötesine geçmeyen zararsız tiplerdir.

Aslen biliyorlar ki; gözünün içine baka baka yalan söylediklerinin, ‘Yav he he!’ dediği.

Ne diyeyim; Allah ıslah etsin…