Yalan nedir; en basit tarifiyle yalan: Aldatmak, kandırmak, gerçeğe aykırı söz söylemek, yanıltmak, doğru ve hakikat olmayan, uydurma, asılsız söz, haber vs.
Zarar görme, ceza, reddedilme, kayıp korkusu, istediğini elde edememe gibi nedenlerle söylenen yalanlar vardır… Yalan söylemenin öncelikli nedeni: Başka bir çaremizin olmadığını düşünmemizdir. Bir anlamda çaresizlik sonucu diyebiliriz. Normalde kimse yalan söylemek istemez. Çünkü kendisine de yalan söylenmesini istemez. İnsan yalanı bir acziyet içinde söyler. Ya da, zayıf ve çaresiz hissettiğinde yalana başvurur. Ancak, öyle ya da böyle, her halükarda yalan söylemek doğru bir tavır değildir. Ne olursa olsun, mazeret üretmeksizin doğru söylenmelidir.
Derler ki; ‘’ Sana güvenen bir insana yalan söyleme, Sana yalan söyleyen bir insana asla güvenme.’’
1964 senesinde Haydarpaşa lisesinde tanınmış bir yazarın sınıf arkadaşı olan öğretmen öğrencilerine şöyle diyordu:
-Yalan söyleyerek etrafını ikna edebilen kişiyi takdir ederim(!) Zeki bir kişidir. Olanakları olursa söylediklerini gerçekleştirebilir de(!)
Sarıkamış gazilerinden Mehmet oğlu Pehlivan Şükrü bir gecede askerlikten dönen köylüsünden 18 yaşında iken okuma yazmayı öğrenebilmişti. Askerlik yapmış, olası, Alman saldırısına karşı Trakyada askere giderken, bayrama gider gibi gitmişti.
Akkuş Ünye yolu yapılırken çevre köylüler, 60 km yolda kazmayla çalışmak zorundaydılar. Günlük ikibuçuk lira devletten alıyorlardı. Ama bir istisnası vardı işin. Beş çocuğu olan yolda çalışmaya gelme zorunluluğu yoktu.
-Gece gündüz çalıştık. Beş çocuk devlet için, beş çocuk da kendimiz için ve üç çocuk da toprak ana için kazandık derdi ve ilave ederdi:
‘’TÜRK OĞLU TÜRK, YALAN SÖYLEMEZ! YALAN SÖYLEYEN KİŞİLER KORKAKLARDIR.’’
Düşmanlarınca esir alınanTürk, sadece düşmanlarına yalan söyleyebilir. Türk askerlerinin, Türk halkının yerlerini, sırlarını söylemez. Düşmanlarını oyalar. Halkına zaman kazandırır, derdi.
Ve üç yaşındaki oğlunu, sabahleyin inekleri otlamaya götüren 12 yaşındaki oğluyla beraber gönderirdi. İki saat sonra evlerine gelen oğulları, yemeklerini yerlerdi. Akşamleyin ev halkı toplandığında, yemekler yendiğinde sohbetler başlamadan üç yaşındaki oğlunu çağırır ve derdi ki:
-Anlat bakalım bu gün ne oldu.?Sabah kalktıktan sonra neler yaptın? İnekleri nasıl kiminle götürdü? İnekler mısırları da yedi mi? Kalabalık içinde sıkılan üç dört yaşlarındaki bala, sıkıla sıkıla olup bitenleri anlatmaya çalışıyordu. Nasıl horozun sesiyle uyandığını, elbiselerini giydiğini, ağabeysiyle süt içtiğini, beraberce inekleri otlatmaya gittiklerini anlatırdı.
İneklerin mısırları yiyip yemediğini anlatmaya gelince, durur düşünürdü, bir tarafta ağabeyim, diğer tarafta babam. Babam hep doğruyu söylememi istiyor der, ve gerçeği anlatırdı. Sözü biter bitmez babası:
-Oğlum hep doğruyu söyler. Ama çok güzel de konuşuyor, der kalabalığın onu alkışlamasını başlatırdı.
Oğul orayı terk edip yatak odasına giderdi ve düşünürdü. Hiç de güzel konuşamadığım halde beni neden övüp alkışlıyorlar, diye düşünürdü.
Pehlivan Şükrü 102 yaşına gelmiş, çantası elinde o küçücük ama şimdi büyük oğlunu uzaklara ziyarete gitmişti. Oğlunun da oğlu vardı. Pehlivan Şükrü dört yaşlarında torunuyla güreşe tutuştu ve güreşi bilerek kayıp etti. Ve oğluna sordu:
-TORUNUMA DOĞRU SÖYLEME EĞİTİMİ VERİYORMUSUN?
O zaman oğlu anlayabildi, küçükken kalabalık içinde neden doğruyu anlatmak zorunda olduğunu. Doğruyu söylemekle, ne kadar zorlukları aşabildiğini, düz ovaya inip, kırmızı elmayı yiyip, bir ceylanın peşine düşüp,demir kapıya dayandığını.
Ama Tevrat’ta şöyle yazar: -EY İSRAİL OĞULLARI! SİZ DİĞER TOPLUMLARDAN KİŞİLERE KARŞI YALAN SÖYLEYEBİLİRSİNİZ, ONLARI KANDIRABİLİRSİNİZ. ONLARIN MALLARINI ÇALIP, GASP EDEBİLİRSİNİZ, HATTA VE HATTA, ONLARI ÖLDÜREBİLİRSİNİZ DE(!)(!)(!)
-AMA SİZ İSRAİLOĞULLARI BİRBİRLERİNİZİN, HAKLARINA SAYGILI OLUN! DİĞER TOPLUMLARI SİZLERE KÖLE OLARAK YARATTIM!
ÇOĞALDIĞINIZ DA DÜNYAYA YAYILIN, her toplumda sanki onlardan birileriymiş gibi görünün. DİĞER TOPLUMLARDAN SEÇTİĞİNİZ GENÇLERİ, ÖZEL OKULLARINIZDA YETİŞTİREREK ONLARDAN SİZLERE HİZMET EDEN UŞAKLAR YAPIN. DÜNYADAKİ TOPLUMLARIN YÖNETİMLERİNİ BUNLAR VASITASIYLA, YALANLA, DOLANLA, SOYGUN VE CİNAYETLERLE ELE GEÇİRİN! SONRADA KIZILDENİZLE FIRAT ARASINDA BİR DE HİTİT ÜLKESİNDE(TÜRKİYEDE) büyük İsrail’i kurun! Bu bölgedeki insanları öldürün, buralardan kovun! Şimdi anladınız mı SİZLERE NEDEN YALAN SÖYLENİYOR? Şimdi anladınız mı, GÜNEŞE KARŞI neden günah işleniyor?
SON SÖZ:’’ YALANCININ EVİ YANMIŞ, KİMSE İNANMAMIŞ.!’’