YAĞMUR KOKUSU

Bir zamanlar yağmur başladığında çocuklar gibi sevinirdik. Pencerelere koşar kimimiz sokağa fırlardı. Yağmur suyu saçımızı uzatır diye inanırdık, o yüzden ıslanmak bizim için eğlenceli bir ritüeldi. Sırılsıklam olsak da mutluyduk. O yağmurun altında kendimizi özgür hissederdik.

Ayakkabılarımız çamura bulanır eve döndüğümüzde annemizin azarını işitirdik. Yine de içimizde tarifsiz bir huzur olurdu. O çamurun o ıslak sokakların kendine özgü bir kokusu vardı. Yağmurdan sonra yükselen o mis gibi toprak kokusu sanki tüm yorgunluğu silerdi. Her şey sade ama içtendi.

Büyüklerimiz o zamanlar “toprağı koklama, ölüler kıskanır” derdi. Yağmurun ardından toprak öyle bir nefes alırdı ki insan durup dinlemek isterdi. O koku doğanın kalp atışı gibiydi. Şimdi o sesi duymak bile zorlaştı.

Çünkü artık toprak değil beton soluyor bu şehir. Yağmur bile başka yağıyor sanki. Gökyüzü aynı gökyüzü ama yere düşen damlalar toprağa değil, kaldırımlara, binalara çarpıyor. Sonra o eski koku yerine soğuk bir beton kokusu yayılıyor etrafa.

Eskiden yağmur insanları bir araya getirirdi. Komşular kapı önünde sohbet eder çocuklar ıslanmanın keyfini çıkarırdı. Şimdi herkes pencereden izliyor yağmuru elinde telefon, kahveyle birlikte bir "story" paylaşıyor. Paylaşımlar çoğaldı ama duygular azaldı.

Oysa yağmurda ıslanmak delilik değildi. Biraz üşümek biraz titremek insanı hayata döndürürdü. Şimdi herkes kuru kalmak için telaşta. Şemsiyelerin altına sığınıyoruz ama aslında kendimizden kaçıyoruz. Bir damla su değmesin diye ruhumuzu kuruttuk.

Yağmurun altında yürümek bir zamanlar cesaret isterdi ama o cesaret yaşamın kendisiydi. Her damla bir hatıraydı. Şimdi hatıralar siliniyor yerini ekran ışıkları alıyor. Ne garip yağmur yağdığında artık gökyüzüne değil ekrana bakıyoruz.

Bizi hayata bağlayan o renkli küçük anlar artık gri binaların gölgesinde kayboldu. Ne çocuk kahkahaları kaldı ne toprak kokusu. Şehir büyüdükçe biz küçüldük. Yağmurdan kaçarken aslında kendimizden uzaklaştık.

Belki bir gün yeniden toprağa dokunuruz. Yağmurda ıslanmanın, kokusunu içine çekmenin ne demek olduğunu hatırlarız. Çünkü insan ne kadar şehirleşirse şehirleşsin içinde yağmurla temizlenmeyi özleyen bir kalp taşır. O kalp hala orada biraz ıslanmayı bekliyor.

Aslında yağmur hiç değişmedi. Aynı gökyüzü aynı damlalar aynı doğa. Değişen biziz. Belki bir gün yeniden çocuk oluruz, yeniden pencerelere koşarız. Belki o zaman toprak yeniden mis gibi kokar. Çünkü insan ancak unuttuğu kokuyu bulduğunda gerçekten hatırlar yaşamayı.