Vatanın Bağrında Yeni Bir Devlet Kuruluyor; 1920’lerde Türkiye… 3

YIL 1925…

İsmet İnönü’nün sıkıyönetim talebi TBMM’de kabul görmedi ve yerine Fethi Okyar’ın Başbakan oldu. Derken İnönü haklı çıkıyordu; Bir isyan daha!

Diyarbakır’ın Piran Köyü’nde Şeyh Abdürrahim iki asker kaçağını saklıyordu. Bu iki kaçağı teslim almaya gelen jandarmaya ateş açtılar. Şeyh Abdürrahim Nakşimendi tarikatı lideri Şeyh Said’in kardeşiydi. Bunun üstüne Şeyh Said’in bölge halkını devlete karşı ayaklanmaya davet eden bir bildiri yayınlanmasından sonra isyan iyice büyüdü.

“Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ve arkadaşları; Kuran’a aykırı hareket ederek Allah ve peygamberi inkâr edip halifeyi de sürmüşlerdir. Gayrimeşru bu idarenin yıkılması İslam nezdinde farzdır. Cumhuriyeti’n başında bulunanlar ve Cumhuriyete tabi olanların mal ve canları şeriata göre helaldir.”

***

Asiler fetvalardan sonra eylemlerini daha da sertleştirdi. Bingöl’de bir hapishaneyi ve karakolu bastılar. Ardından buradaki hükümet konağına gidip valiyi de esir alan isyancılar, Ziraat Bankası’ndaki paralara el koydu. Olaylar ciddi boyutlara erişmişti. Mustafa Kemal Atatürk isyanın bastırılmasını istedi ve bu görev için Kazım İnanç görevlendirildi.

Kazım İnanç önderliğindeki birlikler ilk seferinde başarısızlığa uğradı ve asiler birçok askerimizi esir aldı. İsyancılar zannedilenlerden daha güçlüydü ve bu sebeple ordu daha sağlam bir şekilde yeniden isyancıların üzerine yürüdü ve kısa bir süre sonra isyan bastırıldı. Şeyh Said ve beraberindeki 39 kişi tutuklandıktan sonra, İstiklal Mahkemelerinde idam edildiler. Ancak o dönem Başbakan olan ve uzlaşmacı kimliği ile bilenen Fethi Okyar’ın politikaları boşa düşmüştü. İsyanın bastırılmasında gerekli özeni göstermediği için başbakanlıktan alındı ve yerine İsmet İnönü getirildi.

Şeyh Said isyanından sonra gericilik tehlikesine karşı önlemler iyice artırıldı, bu sebeple Takrir-i Sükun Kanunu çıkarıldı ve devlete geniş yetkiler verildi. İrticaya, isyana yol açacak bütün kışkırtmalar, özendirmeler ağır bir suç sayılacak ve bu kişiler İstiklal Mahkemelerinde yargılanacaktı. Bu kanun sayesinde rejim karşıtı bütün hareketlerin susturulmasının yolu açıldı. Akabinde Halifeliğin kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanına karşı muhalif tutumu nedeniyle Tanin Gazetesi kapatıldı ve sahibi Hüseyin Cahit Bey tutuklandı. Bunun yanında Şeyh Said isyanı dolayısıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da iktidar tarafından eleştirilmeye başlandı. İktidara göre Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet rejimine karşı olanların toplandığı ve dinin siyasete alet edildiği bir parti haline gelmişti. Bu sebeple Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 5 Haziran gününde kapatıldı.

***

23 Ağustos 1925’de ise Mustafa Kemal, Panama Şapkası ile Kastamonu gezisine çıktı. Vatandaşlara bu şapkayı göstermesi, Kıyafet Devrimi’nin ilk işaretleriydi. Bu olay birkaç şehirde daha tekrarlandı. Kılık-Kıyafet İnkılabı daha gerçekleşmemiş olsa bile sinyallerini vermişti. Atatürk’ün bu girişimi bazı kişileri rahatsız etti ve duvarlara Şapka İnkılabına karşı yazılar astılar. 22 Ekim’de Kayseri’de, 24 Kasım’da Erzurum’da Şapka İnkılabına karşı gösteriler yapıldı. Erzurum’daki gösterilerde Cumhuriyet’e karşı insanları kışkırtan 13 kişi idama mahkûm edildi. 25 Kasım’da ise Şapka Kanunu yürürlüğe girdi. Aynı gün ülkenin birçok şehrinde ciddi eylemler gerçekleşti. Yüzlerce kişi tutuklandı ve 8 kişi ölüm cezasına çarptırıldı. Kısa bir süre sonra din adamları dışındaki kişilerin cübbe ve sarık giymesi yasaklandı. Buna aykırı davrananların 1 yıl hapisle cezalandırılacağı açıklandı.

1925’nin sonunda çıkarılan bir kanunla, o zamana kadar kullanılmakta olan Hicri ve Rumi takvimlerin yerine Miladi takvim kabul edildi.

(DEVAM EDECEK…)