Vatandaşın ‘Ekmek’ savaşı-2

Ekmek kuyruğundaki 68 kişi sadece bir rakam değil; 68 farklı hayat, 68 ayrı geçim kavgası ve binlerce cevapsız soru demekti. Emekli amcanın o yorgun bakışlarında donup kalan çaresizlik, aslında hepimizin ortak hikâyesi. Peki, bu kuyruğun ucu nereye çıkıyor? Soframızdaki ekmek küçülürken, büyüyen o devasa dar boğazın diğer yüzünde bizi neler bekliyor? Vatandaşın mutfağındaki gerçek yangına, etiketlerin ardındaki görünmez savaşa bakmaya devam ediyoruz...

***

Şimdi gelelim marketlerdeki gıda fiyatlarına, o bitmek bilmeyen raf turuna bir bakalım… Eskiden marketlerde şöyle kallavi bir kampanya gördüğümüzde sevinirdik. Hani son kullanma tarihi yaklaşan ürünlere yapılan o meşhur sarı etiket indirimleri vardı ya; artık onlar da yok!. Marketler, ürün fiyatını indirmek yerine, her sabah zamlı fiyatla güne başlamayı tercih ediyor.

Market çalışanları beni gördüğünde; "Eyvah, yine başlıyoruz" der gibi bakıyor. Çünkü, gazetecilik refleksimle her şeyi sorguladığım için… Geçtiğimiz günlerde markette, elindeki dijital etiketleme cihazıyla raflar arasında mekik dokuyan bir çalışana sordum;

Kolay gelsin, ne zaman bitecek bu vatandaşın etiket nöbeti?

Anlamadım beyefendi, ürünün fiyatını mı soruyorsunuz?

Yok, diyorum ki; bu fiyatların bir dur durak noktası var mı?

İnanın biz de bıktık! Eskiden etiketleri haftada bir değiştirirdik, sonra güne düştü, şimdi bazı ürünlerde mesai bitmeden ikinci güncellemeyi yapıyoruz.

Sence bu artışın bir tavanı var mı?

Tavan mı kaldı beyefendi! Gökyüzüne bakıyoruz artık...

Başka soru sormama ve sizlere bu konuyla ilgili daha fazla bir şey söylememe gerek kalmadı sanırım.

Marketlerde artık ucuzluk değil, az zamlı olanı bulma yarışı var.

***

Gelelim şehrin can damarına; toplu taşımalara... Adana’da toplu taşımaya gelen son zamlar, vatandaşın cebinde kelimenin tam anlamıyla yangın çıkardı. Bir basın çalışanı olarak, yasalarla güvence altına alınmış "Basın Kartı"mız sayesinde ücretsiz ulaşım hakkımızı kullanıyoruz. Ancak bu hakkı kullanmak, bazen bir sabır testine dönüşebiliyor.

İşimiz gereği Adana’nın yağmurunda çamurunda, sarı sıcağında günde belki 10 defa farklı semtlere gitmek zorundayız. İnanın birçok meslektaşım, sırf o gergin atmosferi yaşamamak, şoför koltuğundaki arkadaşla karşı karşıya gelmemek için, genelde özel halk otobüslerine binmekten çekiniyor. Kartı okuttuğunuz an, o sessiz kabin bir anda buz kesiyor; dikiz aynasından atılan o meşhur bakışlar, içten içe edilen söylenmeler… Neyse ki içlerinde hala mesleğin onurunu koruyan, saygılı şoför arkadaşlarımız da var. İşte o nadir dostlardan biriyle, kırmızı ışıkta beklerken dertleştik;

Kolay gelsin ustam. Mazotun fiyatı ibreyi yine zorluyor, işler nasıl?

Sağ ol kardeşim. Mazot zamları her akşam ana haberden önce geliyor sanki. Depoyu her doldurduğumuzda, "Acaba yarın bu paraya kaç litre eksik alacağız?" diye düşünüyoruz.

Taşıma ücretine gelen son büyük zam, sizi rahatlattı mı bari?

Bak kardeşim, dürüst olayım; zam geliyor ama maliyet zammı kovalamayı bırakmıyor. Bir de şu paso mevzusu var ya… Suiistimal eden çok. Adamın acelesi yok, hobi olsun diye en kısa mesafeye bile otobüsle gidiyor. Emekli kartı, o kartı, bu kartı derken; parayla binen vatandaş azaldı.

Sence, zamlar vatandaşa ağır gelmiyor mu?

Gelmez olur mu? Biz de vatandaşız. Ama şu arabayı yürütmek, akşam eve iki ekmek fazla götürebilmek için başka çare kalmadı. Herkes kendi haklılığına ağlıyor...

***

Marketteki reyon görevlisinin yorgun parmak uçlarıyla, şoför koltuğundaki ustanın asık suratı, aslında aynı hikâyenin iki farklı yüzü. Biri güncellenmekten yorulmuş fiyat etiketlerinin peşinde şarj tüketiyor, diğeri mazot ibresiyle ekmek kavgası arasında ömür...

Sözün özü; Adana’nın sıcağı mı daha yakıcı, yoksa cüzdanlardaki bu sessiz yangın mı? Kararı siz verin. Zira bu düğümde kimse haksız değil ama ne yazık ki kimsenin yüzü de tam anlamıyla gülmüyor.