Vatandaşın ‘Ekmek’ savaşı-1

Bir yanda küresel ekonomik dalgalanmaların artçı şokları, bir yanda kronikleşen işsizlik, diğer yanda ise artık sadece hissedilmekle kalmayıp, hayatın her anını kuşatan o devasa ekonomik dar boğaz... Döviz kurunun durdurulamaz yükselişi, iğneden ipliğe gelen zamlar, artık bir yaşam biçimi haline geldi. Vatandaşın alım gücünün eridiği, asgari ücretin hükmünü yitirdiği, geçim derdinin evlerin başköşesine oturduğu çok zorlu bir eşikten geçiyoruz.

Artık kanıksadığımız akaryakıt, elektrik, doğalgaz zamlarının yanına; temel gıda ürünlerindeki etiket savaşları eklendi. Etin yanına yaklaşmak lüks, süt ve süt ürünlerini takip etmek ise matematik profesörlüğü gerektiriyor. Giyimden teknolojiye, akıllı telefonlardan dijital aboneliklere kadar her şey artık ulaşılamaz birer hayal.

***

Önceleri, “Ya arkadaş, bu memlekette herkes mi haklı!” diye hayıflanırdım. Artık bu düşüncemden vazgeçtim. Evet, maalesef herkes sonuna kadar haklı. Artan kira maliyetleriyle boğuşan esnaf da, maliyetlerin altında ezilen tüccar da, her sabah yeni bir etiket basmak zorunda kalan marketçi de, mazot fiyatını hesaplamaktan direksiyon sallayamaz hale gelen dolmuşçu da haklı oğlu haklı.

Meselenin en can yakıcı kısmı ise, sofralarımızı temel direği ekmek… Fırıncı esnafı artan un, maya, işçilik ve özellikle enerji maliyetlerinden oldukça dertli. Hal böyle olunca, Adana’da ekmeğin fiyatı 1 Mayıs itibariyle 18 TL oldu. Neyse ki, Adana Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Halk Ekmek’ büfeleri hala dar gelirlinin tek sığınağı. Halk Ekmek büfelerinin önündeki manzaralar ise toplumsal durumumuzun en net fotoğrafı.

Geçtiğimiz hafta sonu yine o tanıdık ekmek kuyruğundaydım. Merakımdan ve biraz da can sıkıntısından saymaya başladım; ekmek arabasının yolunu gözleyen tam 68 kişi vardı! Kalabalık aileler, sofraya birkaç fazla ekmek koyabilmek için sabahın ayazında, öğle sıcağında dakikalarca sıra bekliyor. Büfelerdeki kişi başı adet sınırı ise artık bir zorunluluk. Maksat sırada bekleyen, o uzun kuyruğun sonundaki vatandaş da evine boş dönmesin.

***

40-45 dakika süren bekleyiş sırasında mahalle sakinleriyle dertleştim. Yıllardır o semtin nabzını tutan, ekmek büfesinin yanında, küçük bir tezgâhda hediyelik eşyalar satan emekli bir amcaya sordum; "Bu kalabalık da ne? Gelen ekmek yetiyor mu bari amca?"

Adamcağız, gözlerindeki o derin yorgunlukla içini döktü, “Ne yapsın insanlar? 1 ekmek olmuş 18 lira! Bak evlat; şu yaşıma kadar insanların bu kadar çaresiz olduğunu görmemiştim. İnsanlar sadece ekmek için değil, aslında yok olan alım güçlerini geri kazanmak için bekliyor bu kuyrukta. Ne olacak bu memleketin hali? Allah sonumuzu hayreyleye...”

Söyleyecek çok söz vardı ama sadece; ‘Âmin amca, âmin’ diyebildim…

Vatandaşın gerçek ekonomisine, yani ekmek savaşına ikinci bölümde devam edeceğiz…