Uyuyan devi uyandıralım

Londra denince Thames Nehri, Paris denince Sen Nehri, Budapeşte denince Tuna Nehri akla gelir. Türkiye’de ise nehir kenti imajını, debisi oldukça düşük olmasına rağmen, yarattığı kentsel mucizeyle Eskişehir ve Porsuk Çayı temsil etmektedir. Ancak hemen yanı başımızda, bu örneklerden çok daha heybetli bir potansiyel var; Seyhan Nehri… Onlarca yıldır şehrin ortasından sessizce akıp gidiyor. Yani anlayacağınız, Seyhan Nehri uyuyan bir dev!

Adana, şehrin iki yakasını (Seyhan ve Yüreğir) ayıran bu devasa su kütlesine rağmen, neden hala gerçek anlamda bir nehir kenti kimliğine bürünemedi? Anlamak mümkün değil! Lakin bu sorunun cevabı, sadece estetik değil, teknik, bürokratik ve vizyonel katmanlar barındırmakta.

***

Eskişehir’in Porsuk Çayı, üzerinde yarattığı başarıyı Seyhan ile kıyaslarken, yapılan en temel hata ölçek farkını göz ardı edilmesidir. Porsuk Çayı, kontrol altına alınması kolay bir kanal formuna sokulabilen ve debisi düşük bir sudur. Seyhan Nehri ise hırçın, derin ve devasa bir debiye sahip gerçek bir nehirdir. Porsuk Çay’ı üzerinde bir gondol işletmek bir park projesi ise, Seyhan’ın akıntısında güvenli bir sosyal alan yaratmak ciddi bir hidrolik mühendislik ve yüksek yatırım maliyeti gerektirir. Ancak bu zorluk imkansızlık değil; sadece daha büyük bir vizyon ihtiyacı demektir.

Adana, Seyhan Nehri çevresini Merkez Park ile yeşillendirerek büyük bir adım atmıştı. Ancak bugün gelinen noktada Merkez Park, nehirle insanı buluşturan bir sosyal meydan olmaktan ziyade, nehirle şehir arasına örülmüş yeşil bir duvar gibi.

Eskişehir örneğinde insan suya dokunabiliyor, suyun hemen kıyısındaki kafelerde oturuluyor. Adana örneğinde ise, su ile insan arasında geniş çim alanlar, korkuluklar ve aşılması gereken fiziksel mesafeler var. Nehir, hayatın içine entegre edilmiş bir dinamik değil, uzaktan izlenen ya da drone fotoğraflarıyla görsel bir şölenden öteye geçmiyor.

Seyhan Nehri’nin hak ettiği dönüşümü yaşayamamasının önündeki en büyük engellerden biri de yetki karmaşası. Nehir yatağının mülkiyeti ve güvenliği Devlet Su İşleri (DSİ) yetkisindeyken, kıyı şeridi Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğunda. Suyun üzerine yapılacak bir iskele, nehir içinde gerçekleştirilecek bir rekreasyon projesi veya su seviyesinin düzenlenmesi gibi konularda merkezi yönetim ile yerel yönetim arasındaki eşgüdüm eksikliği, pek çok projenin tozlu raflarda kalmasına neden oluyor.

Nehrin iki yakası olan Seyhan ve Yüreğir arasındaki sosyo-ekonomik uçurum, nehir kıyısındaki gelişimini olumsuz etkiliyor. Nehir kıyısı, sadece günün belli saatlerinde kullanılan bir rekreasyon alanı olmaktan çıkıp, 24 saat yaşayan, aydınlık, güvenli ve ticari faaliyetlerin (restoranlar, çay bahçesi, butik oteller, su sporları) olduğu bir çekim merkezine dönüştürülemez mi?

***

Adana’nın "Bizim neyimiz eksik?" sorusuna verilecek cevap belli; Bütüncül bir Nehir Master Planı. Seyhan Nehri, sadece köprülerle geçilen bir engel veya sadece ağaçların arasından görünen bir mavi şerit değildir. Adana; nehrin içine giren, suyun debisini turizme ve spora yönlendiren, kıyısında ticaretin, sosyal aktivitelerin ve sanatın nefes aldığı bir dönüşümü gerçekleştirmek zorundadır.

Eskişehir’in kısıtlı imkanlarla başardığı "suyla barışma" hikayesi, Adana için imrenme sebebi değil, bir motivasyon kaynağı olmalıdır.

Gerçi yılda bir kere de olsa, Adana Valiliği himayesinde, Türkiye Kano Federasyonu ile Spor İl Müdürlüğü işbirliği ile Büyükşehir ve ilçe belediyeleri, Çukurova Üniversite, Seyhan Nehri’nde kano yarışları düzenliyor. Ama dediğim gibi, sadece yılda bir ya da iki kere…

Ya diğer günler?

***

İnsan ister istemez düşünmüyor değil; Adanalıların suçu ne?

Biz neden su ile barışık değiliz?

Dünyanın sayılı nehirlerinden olan Seyhan Nehri’nden, neden tam anlamıyla yararlanamıyoruz?

Vizyonel bir bakışla, profesyonel ekiplerle yetkililerin artık gerekeni yapması gerekmiyor mu?

Uyuyan dev, Seyhan Nehri’ni uyandıralım artık.

Ne dersiniz?