2018 yılından günümüze değin ülkemizin ekonomisinde, iktisat ilminin bilinen yasalarına, hatta akla ve vicdana aykırı uygulamalar yapılmaktadır. Neden ve niçin sorularına tatmin edici bir cevap bulmak mümkün değildir. Türlü komplo teorileri üretilebilir, bu teorilerin bazı kısımlarının haklılık payı da olabilir. Ancak, akıl dışı uygulamaların bedelini halkımızın orta ve dar gelirli kesimi ödemektedir. Aşırı yüksek enflasyon, döviz kurlarında ve altın fiyatlarındaki yükseliş, değinilen kesime hayat pahalılığı, fakirlik, işsizlik ve geleceğe karamsar bakış getirmiştir.
Bu günkü durumu yukarıdaki gibi özetledikten sonra, günümüz şartlarına nasıl geldiğimizi hatırlayacak olursak; ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayacak ürerimden uzak olan ekonominin, tamamen ithalata dayalı tüketim ekonomisine dönüştürülmesi, bu hatalı uygulamaların ilki ve en büyüğü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkenin kaynakları “yerli ve milli” üretimin desteklenmesi yerine, ithal ürünlerin pazarlarda yer alması için harcanmış, bu gün orta ve dar gelirli kesim için felakete dönüşen ekonomik sıkıntıların ilk temeli atılmaya başlanmıştır.
İhtiyaç olup olmadığı veya ihtiyaç sıralamasında önceliği tartışmalı olan yap-işlet-devret modeli ile yapılan yol, köprü, havaalanı gibi alt yapı yatırımları, ödeme şeklinden dolayı ülkemiz ekonomisinin kaldıramayacağı yük haline gelmiştir. İhalelerin ve ödeme planlarının yeterince şeffaf olmaması, değinilen yatırımların finansmanı için alınan “dış borçlara” verilen Hazine kefaleti nedeniyle devletin yaptığı yüklü dış borç ödemeleri, içinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntıların ikinci sebebidir.
Akıl almaz boyuta ulaşan saray harcamaları, dış göçler için yapılan masraflar, belediye ve genel yönetimindeki aşırı israf, tarikat, cemaat ve benzeri yapılara aktarılan paralar, siyasi iktidarın devamı için yurt içinde ve yurt dışında yapılan reklam, tanıtım ve propaganda giderleri, Kur Korumalı Mevduata faiz + kur farkı olarak ödenen meblağlar, Sayıştay Raporlarına kadar yansıyan usulsüzlükler, günümüzün iktisadi meselelerin üçüncü sebebidir.
Enflasyonun yükselme eğilimine girmesine rağmen, T.C. Merkez Bankası politika faizinin düşürülmesi ve bu uygulamanın “dini” söyleme dönüştürülmesi “kırılma” noktasını oluşturan dördüncü sebeptir. Bu uygulama ile birlikte ülkemizdeki “yabancı sıcak para” hızla ülkemizi terk etmiştir. Bunun getirdiği döviz kurlarındaki hızlı yükselme, yerli tasarruf sahiplerini döviz, altın ve gayrimenkule yöneltmiştir. Değinilen kıymetlerin fiyatlarında yaşanan akıl dışı artışlar, gündelik hayatımızı çekilmez hale getirmiştir.
Saygılarımla,