Üç yıldızlı otelde yitirdiğimiz beş yıldızlı adam-1

Hayatı şarkılarına benzerdi onun… Hüzün dolu, içimizi acıtan sözler ve biraz da karanlık cümleler. Şarkılarını söylerken sözlerinin içinde kaybolur, acıyı gözlerimizin önünde yaşardı. Hissederek söyler, bazen ağlar, bazen ağlatırdı. O ayakta durmakta güçlük çeken adam yıkılmazdı, sarsılmazdı. Ama içindeki çocuğu saklayamaz, akıverirdi göz pınarlarından damlalar.

Almanya’da büyüyüp, orada ikinci vatandaş muamelesi görüp öyle yaşamak, üzerine bir de hor görülmek hiç kolay değildi. Belki ondandı hafiften kambur duruşu, başının önde oluşu. Çok severdi Galatasaray’ı, Cimbom sevdası hiç bitmezdi onda. ‘İlle de sen, ille de sen’ derdi. Acı dolu şarkıların arasında onu güldüren tek şeydi Sarı-Kırmızı sevdası.

Üç yıldızlı bir otelde yitirdiğimiz beş yıldızlı bir adamdı o. Ne kadar Almanya’da büyüse de Kars’ın çocuğuydu. Yüzünde de, ruhunda da doğunun sıcaklığını görürdük onun. Şarkı söylerken titremesi, kendisini anın büyüsüne kaptırması, şarkıya olan konsantrasyonundandı. Ne sahtecilik vardı içinde, ne de ilgi çekme sevdası.

***

Müzik hayatı sıradan başlamıştı aslında. Düğün salonlarında çalmış, birçok büyük isim gibi yolu eğlence mekânlarından geçmişti. Sıradan albümler, öylesine söylenen türküler. Biraz da içine kapanmışlığın verdiği hisle, dışarıya açılamama duygusu...

Fakat patlama yapması muhtemeldi, çünkü o orjinaldi. Gerçek adı bile öyleydi, Subutay Keskin… Ne yedeği, ne de benzeri vardı. Bir gün arkadaşlarıyla Yıldız Tezcan’ı dinlemek için giden Subutay, solistin kendisine mikrofonu uzatmasıyla hayatının değişeceğinden habersizdi. Yıldız Tezcan hemen kaset firmasının yetkililerini arayıp, bu yıldızı parlayacak adama albüm yapılması gerektiğini anlattı. Bu arada Yıldız Tezcan yeni adını da vermişti, “Senin adın artık Azer Bülbül” demişti. Bir kere bile sormamıştı neden diye, kabul etmişti hemen yeni kimliğini.

1984 yılında çıkan ‘Garip Yolcu’ kaseti, işte bu keşfedilmenin ilk ürünü. 1996 yılındaysa ‘Ben Babayım’ albümü ile büyük bir patlama yaptı. Albümünde yer alan ‘Yaralandın mı ey can’, ‘Her an her şey olabilir’ ve ‘Dokunmayın bana çok fenayım’ şarkılarıyla sesini hem Türkiye’ye, hem de yurtdışında yaşayan gurbetçilere duyurmuştu. Bu albümden sonra geri dönüşü olmayan bir yola, şöhret dolu bir hayata adım atmıştı.

Doğunun dağlarından, İstanbul’un ışıklı sokaklarına doğru hızla koşmaktaydı. Parlıyor, ışıldıyor ve var gücüyle ilerliyordu. 15 yıllık sanat hayatına 20’den fazla albüm sığdırarak, ne kadar çalışkan olduğunu göstermişti. Konser alanlarını tıklım tıklım dolduruyor, izleyenler onu dinlerken kendilerinden geçiyordu. Arabesk söylemesine rağmen konserlerinde ne taşkınlık vardı, ne de acayip olaylar. 7 yaşındaki çocuklardan, 70 yaşındaki insanlara kadar binlercesi onu dinlerdi. Şarkılarında herkes bir parça bulurdu kendisine ait. Kimi zaman terk edilmişlik, kimi zaman ihanet, kimi zaman imkânsız bir aşk, kimi zaman da hayatın sillesini yemiş bir hayatın öyküsü…

Azer bülbül; ‘Ağıt’, ‘Zordayım’ ve ‘Kör kurşun’ gibi şarkılarla arabesk camiasına adını altın harflerle yazdırdı. Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses gibi ‘Baba’ ismini hak eden ustalardan biri oldu. Zamanla hatırı sayılır bir kitlesi oluştu. Hayranlarının sayısı büyüdükçe büyüyordu. Hatta eski albümleri bile, ‘Seçmeler’ adı altında piyasaya sürülüyordu. Müziği öyle çok seviyordu ki, müzik piyasasının düştüğü hale çok kızıyordu. Doğaldı ve samimiydi.. Onu sevmek için yakından görmeye gerek yoktu. Onu görmeden bile ona bağlanmak gayet mümkündü.

***

Ne kadar çok istese de hiç çocuğu olmamıştı, yine de ona baba diyen binlerce evladı vardı. Onun için saatlerce yol gelen, binlerce kilometre aşan hayranları, evlatları vardı. Kariyerinin zirvesindeydi, konserleri hınca hınç doluyor, Azer Bülbül sevgisi alıp başını gidiyordu. O da albüm üzerine albüm çıkarıyor, kendisini dinleyenleri hiçbir zaman yalnız bırakmıyordu.

Hayatında yanlışları da vardı elbet, hangimizin yoktu ki… Kariyerinin tırmanışa geçtiği dönem olan 2001 yılında uyuşturucu madde kullandığı tespit edildi. Hayatındaki boşluklar, gelgitler ve şöhretin getirdiği sarhoşluk onu uyuşturucu belasına itmişti.

İkinci bölümde kaldığımız yerden devam edeceğiz…