Hele ki, ABD’nin Türk Silahlı Kuvvetlerinin dahi envanterinde olmayan( Bunu sn. Cumhurbaşkanımızda açıkladı) son teknolojik silahları verip, o silahlarla eğitim yaptırması, başlı başına bir tehdit unsurudur. ABD, çok güzel bir oyalama taktiği kullanarak TSK’nın sınır ötesi harekâtını geri çekiliyoruz diyerek engellemiştir.
Çetin kış koşulları, Amerikalıların bölge coğrafyasından çekilme olayını ağırdan alması girişilecek harekatın maliyetini gün geçtikçe arttırmakta etkisini ise azaltmaktadır. Bölge coğrafyasındaki güç dengelerinin değişebilmesi de cabası.
Ege’de ülkemize ait 18 adaya Yunanın asker çıkartması ve adaları silahlandırması, bunları da gözümüzün içine bakarak yapması ve tepki vermememiz, denizlerimizde kıta sahanlığını kendi lehlerine tek taraflı arttırmaları da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Kıbrıs’ta ise Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Rum yönetiminin yararına yanlış kararları ve onlarla işbirliğine yakın teslimiyetçi tavırları, Amerika’nın Kıbrıs Rum yönetiminden üs bölgesi tahsis isteği Rumların da bu isteğe olumlu yanıt vermeleri, Akdeniz’de Rumların Amerika, İtalya ve İsrail’le birlikte kaya gazı sondajları, Türk karasularının devamlı ihlalleri ve Türkiye’nin dar bir alana sıkıştırılmak istenmesi, uğraşacağımız sorunlardan sadece birkaçıdır.
3.Göçmen Sorunu;
Ülkemizde yaşayan Suriyeliler yaklaşık 5 milyon kişiye ulaştı. Her gün de sayıları hızla artmakta hatta bazı illerimizde nüfus yoğunluğu Suriyelilerin lehine değişmiş durumdadır, Türkler azınlığa düşmüşlerdir. Örneğin Kilis.
Yaşadıkları yerlerde yöresel halkla yaşanılan olumsuzluklar ve çatışmalar basına yansımamakta ve sansürlenerek hiçbir sorun yokmuş gibi davranılmaktadır.
Bazı şehirler patlama noktasına gelmiştir. Örneğin Gaziantep, buranın halkı burada yaşayanlar artık çoluğu çocuğuyla, karısıyla bir parkta dahi oturamamakta ve rahatsız edilmektedirler; (Yeniçağ-Batuhan Çolak) Çünkü tüm şehir Suriyeli istilası altındadır. Suriyeliler koloni halinde 25-30 kişilik gruplar halinde gezmekte, piknik yapmakta, çay bahçelerine gitmektedirler. Çevreye verdikleri rahatsızlık sonucunda ya kavga çıkmakta ya da arbede olmaktadır. Şikâyet durumunda ise, polis tarafından tamam biz biliyoruz diyerek şikayetçileri başlarından savmaktadırlar. Halk tedirgin ve şikayetçi konumundadır.
Gazi Antep, Antakya, Kilis, Adana Suriyelilerin yoğun olarak yerleştirildikleri ve yaşadıkları bölgeler. Araştırmalarda yakın bir gelecekte her 4 kişiden birisinin Suriyeli olacağı hesaplanıyor. Sayıları belli bir düzeye geldiğinde ise azınlık olarak toprak talep edebilecekler. Ülkenin genetiği bozulacak, eyaletlere bölüneceğiz ardından parçalanacağız emperyallerin yakın gelecekteki planları kabaca bu. Kaldı ki Suriyeli Göçmenlerin %90’a yakını, işsiz güçsüz ve niteliksiz, kamplarda ya da devlet yardımı ile yaşamaktadır. Bir başka tehlike; kültürel ve sosyal seviye farkının yarattığı unsurlardır. Dil, adap, edep, ahlak, medeniyet anlayışı, yaşam kalitesi gibi daha birçok unsur, tedirginlik yaratmaktadır.
Sonuçta, başlangıçta misafir olarak ülkemize gelen Suriyelilerin, ortalık durulunca ülkelerine geri dönecekleri düşünülüyordu. Artık böyle olmayacağı Suriyelilerin ülkelerine geri dönmeyecekleri herkes tarafından anlaşıldı.
Neden dönsünler ki? Bu ülkenin onlara tanıdığı ayrıcalıklar ve iltimaslar kendi ülkelerinde bile onlara tanınmıyor. Mesela iş kurduklarında vergiye tâbi değiller. biz vergi öderken onlar ödemiyor. Sağlık hizmetleri bedava, bizler katkı payı ödüyoruz onlarsa hiçbir şey ödemiyor, üstüne üstlük bir de her tür ilacı da ücretsiz alabiliyorlar. Devlet polisiyle askeriyle valisiyle arkalarında, yaşadıkları yerlerde kolluk güçlerine verilen emir gereği haksız olsalar dâhi korunup kollanıyorlar. Ellerine ülkeleriyle konuşabilmeleri için 1200 dk süreli yurtdışı telefon kartları devletçe (Kızılay tarafından) veriliyor. Aile başına para, gıda ve çocuk yardımı alıyorlar. Çocukları için özel olarak okullarda kendi dillerinde Arapça eğitim alıyor, kendi dillerini konuşup kendi tabelalarını asıyorlar. Çocukları üniversitelere sınavsız girebiliyorlar. Türk vatndaşlarının çocukları, yüksek öğrenim bursu almak için ter dökerken,( alma şansı olursa; 5 yıl içinde geri ödemek zorunda, üstelik, 500 tl. civarında bir burs parası)oysa Suriyeli yüksek öğrenim kredisini, geri ödemesiz alıyor, hem de bizim çocuklarımızın aldığı bursun iki mislinden fazla (1250) ayrıca geri ödemesiz. Siz olsanız bu olanak ve koşulları elinizin tersiyle iter misiniz. Onlar da itmiyorlar ve keyifle ülkemizde yaşamaya devam ediyorlar.
Ancak ülkemize uyum sağlamak yerine, yaşadıkları yerdeki insanların kendilerine uyum sağlamalarını istiyorlar. Kendi gettolarını oluşturuyor kendi kurallarını koyuyorlar. Koloni halinde geziyorlar rahatsızlık yaratmaktan ise hiç çekinmiyorlar. işin kötüsü hiçbir otoriteyi de tanımıyorlar. Devlet ise her zamanki gibi sadece seyrediyor.
İşte bu ve diğer nedenlerden sürekli bir huzursuzluk sürekli bir tedirginlik ve güvenlik zafiyeti yaşanıyor.
Kısaca özetlediğimiz olaylar ,2019 ve sonrasında başımızı daha fazla ağrıtmaya ve başımızın belası olmaya devam edecek gibi görünüyor... Bu teslimiyetçi politikalar, bu sistemsizlik ve bu kayırmalarla da kolay kolay da çözüleceğe benzemiyor.
Bu sorunların giderilmesi ve çözümü için, tutarlı bir devlet politikası, sistem, disiplin, ve hakkaniyet ile devlet adamlığına yaraşır yönetim ekibi gerekmektedir. Ne dersiniz…???
SON SÖZ:’’DEVLET, ADALET ÜZERİNE İNŞA EDİLİR.’’