Türkiye'nin İlk ve Tek Kadın Mafyası ‘Baltalı Hano’nun hikâyesi…

Kabadayı denince gözünüzün önüne kim ya da kimler gelir? Özellikle Yeşilçam filmlerinde kalıplı, heybetli, sokaklarda nara atan, önüne gelenle kavga eden, pos bıyıklı, göğsü bağrı açık izbandut gibi adamlar gelir, öyle değil mi?

Yeşilçam filmlerinden gördüğümüz kadarıyla kabadayılık çok da avantajlı bir ‘meslek’ aslında! Pavyonlarda gazinolarda en ön masa onlara kombine verilir, en güzel solistler her zaman sevgilileri olur, hâsılattan onların payı hazırdır. Bir de meşhur cümleleri vardır, neydi o meşhur cümle; “Bizim yaptığımız işi kolay mı sanıyorsun? Biz her gün kelle koltukta geziyoruz!” Siz de tıpkı benim gibi bu ve buna benzer cümleler illa ki duymuşsunuzdur.

Sözlüğe göre, kendine özgü namus kuralları olan ve bunun dışına çıkmayan, iyi dövüşen, korkusuz kimselere kabadayı denir. Böyle bakınca sadece erkeklere özgü bir kavrammış gibi durmuyor, “Gözü dönen bir kadın 20 erkek gücündedir!” derler. Bu sözün nasıl ortaya çıktığını birazdan daha iyi anlayacaksınız.

***

İŞTE BALTALI HANO’NUN HİKÂYESİ…

Türk ve dünya tarihinde pek çok kabadayı figürü ortaya çıktı. Bazıları gerçekten var oldu, bazıları da sadece bir şehir efsanesiydi. Kabul edelim çoğu da erkekti. Ama bir kadın yaşadı ki bu topraklar üzerinde, hüküm sürdüğü kısa süre boyunca İstanbul’da adını duyurmadık yer bırakmadı. Sokaklarda duyulan naralar ya onundu ya da onun adamlarının. Peki, nasıl ortaya çıktı bu kadın? Neden ve nasıl bir kabadayı oldu? İşte ilk ve tek kadın kabadayı ‘Baltalı Hano’nun hikâyesi…

OĞLU 6 YAŞINDAYKEN KOCASINI KAYBEDER...

Osmanlının iç isyanlarla ve dış savaşlarla iyiden iyiye yıkılma dönemine girdiği yıllar... Çiftçi bir ailenin çocuğu olan Hanzade, tarlalarında yetişen ürünleri babasıyla topluyor ve pazarlarda satıyordu. E o dönemler zor tabii; savaş, kıtlık, fakirlik her şey var ya da hiçbir şey yok! Para kazanmak da, harcamak da zor. Baba evin direği tabii… Bu fakirlik sorununu da klasik bir yöntemle çözüyor. İlkokulu bitirir bitirmez okuldan aldığı Hanzade’yi devrin zenginlerinden bir adamla evlendiriyor. Başlarda evlenmek istemeyen Hanzade, bu adamdan hamile kalıyor ve bir oğlu oluyor. Evlilik hayatına zamanla alışıp, zenginliğin de güzel yanlarını görünce, sevmeye başlıyor bu dünyayı. Hayat ona güzel oluyor yani. Ama ona mutluluk haram! Oğlu 6 yaşındayken kocasını kaybetmesi hayatını karartıyor. Hatırı sayılır bir miktarda servette üstüne kalıyor kocasından. Bu yüzden rahat edeceğini düşünse de, öyle yokluk döneminde kimseye tek yedirmiyorlar o kadar parayı.

Devrin ileri gelen mafyalarından biri paranın kokusunu almıştı…

Kimi kaynaklara göre bu adam solak Nigor adıyla bilinen, bıçağı korkunç derecede hızlı kullanan, bileği bükülmez bir kabadayıydı. Hanzade’ye deli divane âşık, sokaklarda adını haykırıyor bu mangal yürekli ağabeyimiz. Hanzade de, yalnız kalmaktansa onu seven ve koruyabilecek bu adamla birlikte olmayı tercih ediyor doğal olarak. Ama mutluluk yine haram! Bir akşam eve geldiğinde oğlunun evde olmadığını fark ediyor. Bakılmadık sokak, aramadık dip köşe bırakmıyor, ama nafile. İlginç bir şekilde her aramaya yeltendiğinde sevgilisi onu engelliyor. Gerektiği yerlere haber bıraktığını ve zaten çocuğunu aradıklarını söylüyor.

***

ELİNE GEÇİRDİĞİ BALTAYLA KATLİAM YAPTI!

Bunun bir vazgeçirme çabası olduğunu hisseden Hanzade, bir gün erkek kılığına girerek sevgilisini takip ediyor. Solak Nigor için sıradan bir akşamdı. Sokaklarda naralar atıyor, bazı dükkânlardan haraç topluyordu. Gece yarısına doğu iyice yorulmuş olacak ki, hamama yöneldi. Onun arkasından hamama giren Hanzade, beyninden vurulmuşa döndü. Sevgilisi tarafından kaçırılan oğlu, zorla hamam oğlanı olarak çalıştırılıyordu.

Hamam oğlanı; erkek müşterilerin cinsel ihtiyaçlarını gidermek için çalışanlara o dönem verilen isimdi. Oğlunun bu şekilde çalıştırıldığını gören Hanzade’nin gözünü kan bürüdü. Hamamdaki ateşi harlamak için kırılan odunların arasında bulduğu baltayı kaptığı gibi sevgilisinin kafasını uçurdu. Bununla da kalmadı, orada bulunan tam 21 kişinin kafasını gövdesinden ayırarak göbek taşına dizdi ve oğluyla birlikte kaçtı.

Çizgi romanlarda adını sıkça duyduğumuz ve uzun zamandır Hollywood yapımlarında da yer alan anti kahraman Joker’in bir sözü vardı; “Tek bir kötü gün!” diyordu. “Benimle aranızdaki tek fark bu… Geçirdiğiniz kötü bir gün sonucunda siz de benim gibi olabilirsiniz.” İşte Hanzade o kötü günlerden birini geçirmişti.

KABADAYILIKTAN MAFYALIĞA TERFİ ETTİ…

Daha gün doğmadan tüm semt, birkaç gün içinde de bütün İstanbul onu konuşmaya başladı. O günden sonrada adı Hanzade değil, ‘Baltalı Hano’ olarak bilindi.

Osmanlının zaten içerde ve dışarıda savaş veriyor olması güvenlik güçlerinin bu olayla ilgilenememesini yol açtı. Çevre kabadayıları olaya el atmadan ‘Baltalı Hano’ kendi adamlarını toplanmıştı bile. Devrin erkek mafyalarını kaçırtıp kellelerini alıyor, sokaklarda sergiliyordu. Tabii servetine servet katıyordu bu sayede. Yani artık kabadayılıktan, mafyalığa terfi etmişti.

Yaklaşık 17 ay boyunca İstanbul’da terör estirdi. Sokaklar boş kalmıştı. Nerdeyse tüm kabadayılar ondan ve adamlarından korkuyor, icraatlarını gizlice yürütmeye çalışıyordu.

Balatalı Hano’nun tabii ki yaptıkları cezasız kalmayacaktı…

Devletin siyasi ve askeri anlamda rahatlaması, içindeki suçluları da cezalandıracak vakit bulmasını sağladı. Uzun uğraşlar sonunda yakalanan Baltalı Hano, haraç kesmek ve adam öldürmekten suçlu bulundu ve kurşunlanarak infaz edildi. Böylelikle dönemin en bıçkın delikanlılarının bile dizlerini titreten bu kadın nice kabadayılarla, yiğitlerle dolu olan tarihimize imzasını ‘baltasıyla’ atmış oldu.

KAYNAK: https://ViBio.com.tr/