TÜRKİYE'NİN FAİZ ÇIKMAZI

Yazıma basit ancak can alıcı soruyla başlayayım. Avrupa ve Amerika kıtasının gelişmiş ülkelerinde faiz oranları eksiye doğru giderken, Türkiye'de % 13'e varan mevduat, % 17'e ulaşan faiz oranları niçin yeterli görülmeyerek artış istenmektedir? Piyasalarca istenilen % 2,50 oranındaki artış T.C. Merkez Bankası'nca yapılmayınca, 7,80'lere inen dolar 8,30'lara, 9,20'lere inen avro 9,76'lara neden hızla yükselmiştir? Sorularımızın cevabı ekonominin arz-talep kanununda gizlidir. Paraya başta devlet olmak üzere, ticari işletmeler ve son yıllarda bireyler, para arzından daha fazla miktarda talepte bulunmaktadırlar. Arz talebi karşılayamayınca paranın kullanım fiyatı olan faiz oranları hızlı bir şekilde yükselmektedir. Faiz oranlarını yeterli bulmayan yerli ve yabancı tasarruf sahipleri, Türk Lirası varlıklardan çıkarak, alternatif yatırım aracı olan dövize yönelmekte, bunun sonucu olarak 3-4 aydır gördüğümüz kur yükselmesi yaşanmaktadır. Bu kısır döngüden üretim ve ihracatımızı yükseltip, israf başta olmak üzere gereksiz tüketimden vazgeçmek suretiyle paraya olan talebimizi azaltarak çıkacağız. Burada başta devlet ve işletmeler olmak üzere bizlere düşen çok şey bulunmaktadır.

Öncelikle bizlerden başlayalım. Halkımızın iki yakasının bir araya gelmemesi şeklinde ifade edilen gelir-gider dengesizliği ülkemiz tarihi kadar eskidir. Ancak, 1980'den sonra hepimiz bir tüketim canavarına dönüştük. Elimizi vicdanımıza koyup düşünelim. Kullandığımız cep telefonu, televizyonlar, araçlar,bu kadar büyük evler, kıyafetler ne kadar gerekli? Bunların bir kısmından vazgeçmemiz veya modelini düşürmemiz halinde ne kaybederiz? Peşinen söyleyeyim, hiç bir şey kaybetmeyiz. Gelişmiş ülkelere gittiğimizde insanların genelinin son derece sade bir hayat sürdüğünü görmekteyiz. Lüks, şatafat ve israf ne yazık ki az gelişmiş ülkelerin hayat tarzı haline gelmiştir. Peki bu hayat tarzını finanse edecek geliri kazanabiliyor muyuz? işte sıkıntı burada başlıyor. Bu hayatı sürdürebilmek için ülkemizdeki veya gelişmiş ülkelerin sade yaşayan, gelirinin bir kısmını tasarruf eden kişilerin paralarını talep ettiğimizi, Doğal olarak onların da bu özverilerine karşılık yüksek faiz istediğini belirtmek istiyorum. Yazdıklarımın abartı olduğunu düşünen okuyuculara T.C. Merkez Bankası veya BDDK sitelerine girerek, son yıllardaki tüketici kredileri ile kredi kartlarındaki artışları, bunlardan kaynaklı icra takiplerini izlemelerini tavsiye ederim.

Paraya olan talebin belirleyici kısmı devletten gelmektedir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de devlet, (belediye ve diğerleri) başta vergi ve cezalarla, son yıllarda ise borçlanma yoluyla paraya olan talebini yükseltmektedir. Paraya olan talep yükseldikçe, piyasadaki diğer kesimlerin kullanabileceği para azalmakta, doğal olarak paranın kirası olan faiz hemen artmaktadır. Burada en büyük görev devlete düşmektedir. Devletin öncelikle vergileri mümkün mertebe asgari düzeyde tutarak piyasada kullanılabilir parayı artırması gerekmektedir. Diğer yandan, harcamalarına özellikle dikkat etmek suretiyle, borçlanma gereğini en aza indirmesi elzemdir. Şayet devlet borçlanmak için bu kadar piyasaya girmez ise faizlerin Avrupa ve Amerika'daki gibi çok düşük seviyelere geldiğini hep birlikte göreceğimizi belirterek yazıma son veriyorum.

Saygılarımla