Nasıl ki Yeşilçam’ın o efsane jönleri, asil kadınları ve dev karakter oyuncuları beyaz perdeyi ruhumuzun aynası yaptıysa; bu toprakların notalara yön veren usta müzisyenleri, bestecileri ve yorumcuları da sahnede devleşerek kulaklarımıza ve kalbimize öyle taht kurdular. Hepsi kendi kulvarında birer yıldız gibi parlayan, birbirinden usta, birbirinden kabiliyetli ve her şeyden önemlisi ruhu güzel insanlardı.
Vefatlarının ya da kendi kabuklarına çekilmelerinin üstünden uzun yıllar geçmiş olsa bile, ardında bıraktıkları albümleriyle, ölümsüz besteleriyle ve en önemlisi de o asil karakterleriyle tıpkı eski bir filmin en can alıcı sahnesi gibi hâlâ hayatımızın tam merkezindeler. Yoklukları ya da sahnelerden çekilişleri, her fırsatta içimizde ince bir sızıyla uyanıyor; bizi kâh hüzünlü bir tebessümle ısıtıyor, kâh kulaklarımıza çalınan bir melodiyle iki damla yaşla baş başa bırakıyor.
***
Tıpkı sinemamızın altın çağı gibi, bu ülkenin hafızalarına kazınmış koskoca bir Türkçe Pop gerçeği vardı. Müziğin felsefesini baştan yazan, her şarkısı birer edebiyat eseri olan Barış Manço; Anadolu Rock ile popu harmanlayan bilge ozan Cem Karaca, Erkin Koray; pop müziğin DNA'sını oluşturan, hepimizin kalbine dokunan Minik Serçe Sezen Aksu ve onun okulundan yetişen, sesleriyle döneme damga vuran efsaneler… Sahnelerin Süper Starı Ajda Pekkan’dan, melankolinin kitabını yazan İlhan İrem’e; popun enerjik yüzleri Mazhar-Fuat-Özkan’dan (MFÖ), aşkı en yalın haliyle anlatan Kayahan’a…
90'ların başında, “Yine Sensiz” albümüyle pop müziğine bomba gibi düşen “Kıl Oldum Abi” diyen Mega Star Tarkan, “Suç Bende” albümüyle, “Onun Arabası Var” diyerek tozu dumana katan Mustafa Sandal, “Karabiberim” şarkısına çektiği kliple olay olan, “Ben Adam Olmam!” diyen Serdar Ortaç, romantizmin simgesi şair ruhlu çınarlar ve pop müziği bir karnavala çeviren usta müzisyenler… Bu isimler sadece birer şarkıcı değildi; walkman’lerimizin içinde, kaset kapaklarında büyüttüğümüz, her aşkın, her ayrılığın en yakın şahidiydi.
Yeşilçam’ın o siyah-beyaz zarafetini, 90'ların renkli kaset şeritlerine taşıyan; her şarkısında hüzünle neşeyi harmanlayan Nazan Öncel, herkesi “Şişt Şişt Sakin Ol” diyerek sakinleştiren Sertab Erener, Türk pop tarihinin klasikleri arasına giren “Medcezir” albümüyle büyük sükse yapan Levent Yüksel, "Sevgiliye" albümüyle büyük çıkış yapan ve kimseye inanmayan, “Ay İnanmıyorum” Aşkın Nur Yengi, popun “Delikanlı” kızı Yıldız Tilbe ve sevenlerini kendine “Abone” eden Yonca Evcimik başta olmak üzere; şarkılarıyla ağladığımız Harun Kolçak, içimizi kıpır kıpır eden Kenan Doğulu, popa bambaşka bir soluk getiren, “Koşan Adam” Mirkelam ve her ayrılığımıza fon müziği olan niceleri… Bu efsane isimler, müziği sadece bir ticaret kapısı ya da şöhret basamağı olarak görmeyen, ona ömrünü adayan ve bugün bile şarkıları ilk günkü hayranlıkla, ezbere söylenen Türk popunun gerçek mimarlarıydı.
***
Ancak ne yazık ki, sinemamızdaki o samimi setlerin dağılması gibi, pop müziğin de o saf, o şiirsel üretim dönemi geride kaldı. Hafızalarımıza son büyük darbeyi vuran, o ruhsuz, sırf kulüp ritimlerine meze olsun diye yazılan popüler kültür tekerlemelerinden sonra, Türkçe Pop bizim için adeta ruhunu teslim etti. Tıpkı Yeşilçam’ın o mağrur perdesinin kapanması gibi, müzikte de bir devir tamamen kapanıyor ne yazık ki. Ülkede müzik ve gerçek yorumculuk, zamanın amansız çarkları arasında tek tek yok oluyor, yerleri ise bir türlü doldurulamıyor.
Şimdiki popçular, tıpkı Yeşilçam’ın yerini alan basit yapımlar gibi, balon gibi sönüp giden, Yapay Zekâ efektlerinin arkasına saklanarak boy göstermekten öteye geçemiyor. Sosyal medya rüzgârıyla para kazanmaktan başka bir vizyonu olmayan bu yeni nesil piyasada; duyguların yerini algoritmalara, şiirsel sözlerin yerini kafiyeli kelime oyunlarına, gerçek enstrümanların ve insan emeğinin yerini dijital tıklanmalar aldı. Milyon liraların döndüğü bu devasa endüstride, nadir de olsa gerçek sanat kaygısı güden, müziğe ve dinleyiciye saygı duyan isimler hâlen mevcut; fakat ne acıdır ki, sinemanın son kalan ustaları gibi onların sayısı da artık bir elin parmaklarını geçmiyor.
***
Bizler; o eski mektupların, hilesiz sevdaların, kaset arkalarındaki teşekkür yazılarını okuyarak büyüyen karşılıksız dostlukların hasretiyle, o dev seslerin ve o büyük sinemacıların gölgesinde büyüyen son şanslı nesiliz belki de. Ve o koca çınarlar birer birer çekilirken müzik sahnesinden, arkalarında bıraktıkları o büyük, o mağrur boşluk; şimdiki parıltılı, 15 saniyelik Reels videolarına sıkışmış ama tamamen ruhsuz dünyayla asla kapanmıyor.
Yeşilçam'ın ışıklarından sonra, şimdi Türkçe popun ışıkları da birer birer sönerken, geriye sadece parayı, şöhreti ve YouTube izlenmelerini değil; ruhunu, notasını sanata feda etmiş o güzel insanların analog rüyaları kalıyor. Bizim payımıza düşense, o eski filmleri izlemek, o eski şarkıları bir ömür göğsümüzde taşımak ve her dinlediğimizde o eksilmeyen buruk minnetle fısıldamak; “İyi ki geçtiniz bu dünyadan...”