Son yıllarda tarım sektöründe yaşanan olaylara, gelişmelere bakınca, ister istemez karamsarlığa kapılıyor insan. Bu nedenle yazının başlığını böyle attım; ancak biz buna bir başka cepheden de bakabiliriz. O vakit, şu soruyu sorabiliriz kendi kendimize:
“Türkiye’de Tarım Nasıl Çökertildi?” Maalesef durum bu… Hani halk arasında çok sık kullanılan deyimler vardır; ‘’ Bile bile gitti, bile bile verdi, bile bile kaybetti’’ gibi pek çok söz söylenir. Dünya haritasını açıp önümüze koyduğumuz da, bir İsrail, bir Hollanda harita ufacık, doğru dürüst tarıma elverişli arazisi yok görünür ama, biri, sebze meyve, tahıl ve bakliyatta
diğeri ise, büyükbaş baş hayvan sektöründe dünyaya tarıma dayalı sanayinin öncülüğünü yaparlar. Teknoloji onlardadır. Tohumu, damızlığı onlardan alırız. Ne yazık ki bizim o ülkelerden kat be kat, ekilir dikilir arazimiz ve meralarımız fazla ama, onlar kadar olamayız… Her geçen gün, elimizde ki üretim gücünü de kaybediyor, dışa bağımlı hale geliyoruz.
Böyle gitmeye devam edersek elimizde kala kala tek bir şey kalacak, o da,Pandora’nın kutusunda kalan UMUTTUr. İnsanoğlu bu umudu destekleyecek birikime de sahiptir.” Bu yaklaşımın her defasında tekrarlanmasının gerekli olduğuna inanıyorum.
Aksi durumda elimizde kalan tek şeyin, umarsız bir sızlama ve teslimiyet olduğu gözlemlenmiyor mu? Ancak, elbette bu umut, bilgi, çaba ve özveriyle donatılmış olmalı.
Gelelim, yine tarımın çökertilmesine. Tarımsal kitlerin özelleştirilmesi, tarımın çöküşünde önemli bir paya sahip olmuştu.
Bununla birlikte, günümüzde bu olumsuz durumu ortaya çıkaran ekonomi politikaları, kitlerin özelleştirmelerini, daha doğrusu dışa bağımlı neo-liberal politikaları sorgulayan yeterince yok. Yoksa partiler arasında yapılan mücadele acaba bir kayıkçı kavgası mı?
Bu yazımızda da özelleştirme kapsamına alınan “Fiyat Düzenleyici Tarımsal Kit”ler konusunda çok özet bilgiler vereceğim.
Fiyat düzenleyici kurumlar arasında; Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), Et–Balık Kurumu (EBK), Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş. (TEKEL), Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (TSKB), ve aynı zamanda Girdi Üreten+Dağıtan kurum işlevlerini de yapan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TSFAŞ) sayılabilir.
Fiyat düzenleyici kurumların özelleştirilmesiyle ortaya çıkan olumsuzluklara ait üç örnek verelim:
1.SEK’ in özelleştirilmesi:
*SEK’in fiyat düzenleyicisi konumundan çıkarılmasıyla, üreticiden çok ucuza alınan süt, tüketicilere de yüksek fiyatta satılmaya başlandı. Üretici süt fiyatları, sanayicilerin denetimine girdi. Yem ve diğer girdiler arttığı halde üretici süt fiyatları göreli olarak artmadı.
*SEK işletmelerini satın alanların bir kısmı, fabrikaları kapatarak kurulduğu arazi rantını kullandılar.
*SEK işletmelerinin bir kesimi ise, başlangıçta yerli sermaye tarafından satın alınmıştı. Ancak bunların kimileri daha sonra Nestle ve Danone gibi dünya tekelleri ile birleşmiş ya da onlara devredilmiştir. Bu şekilde süt piyasası tekelci küresel şirketlere bırakılmıştır.
*Süt piyasasında tekelci küresel şirketlerin egemen olması, demokratik halk kooperatifçiliğinin de gerilemesine neden olmuştur.
2.TEKEL’in özelleştirilmesi:
*Tütün üreticilerinin yoksullaşması giderek arttı, fiyat belirlemesi yabancı tekellere bırakıldı.
*Yerli tütün üretimi yerine, Amerikan tipi tütün üretimi özendirildi. Üretim kıraç topraklardan sulu arazilere kaydırıldı. Bu durumda işlenmesi başka türlü olası olmayan topraklar üretim dışı bırakıldı.
*Tütün işleme ve üretim yabancı tekellere bırakılınca sigara içme aşırı özendirildi.
*Tekel’ e ait kurumlarda çalışanlar tasfiye edildi. İşsiz kaldı.
*Devletin tekel olmaktan kaynaklanan gelirleri azalmaya başladı. Bu durum altın yumurtlayan tavuğun kesilmesi anlamına geliyordu.
3.ÇAYKUR’un özelleştirilmesi:
Kuruma, teknoloji yenileme ve yeni yatırım hakkı verilmemekte , buna karşılık özel sektöre yatırım yapması için büyük teşvikler sağlanmaktadır.
Kısacası: Fiyat Düzenleyici Tarımsal Kitlerin temel işlevi, tarım ürünlerinin fiyat oluşumunda düzenleyici olmalarıydı. Bu işlevleri nedeniyle üreticiler, yerli ve yabancı büyük sermaye gruplarının ve teşkilatlanmamış kredi piyasasının egemenliğinden belli ölçülerde kurtulabiliyordu. Bu kurumların özelleştirilmesi, kimilerinin de kapatılmasıyla üreticiler bütünüyle sermaye gruplarının insafına bırakılmışlardır.
Bu şartlar altında Türk tarımı her geçen gün, bir önceki sezonu arar hale gelmektedir.
Bu gün marketlerde, çerezcilerde, şarküterilerde satılan ürünlerin nerede ise tamamı ithal ürünlerdir…
SON SÖZ: ‘’TARLADA İZİ OLMAYANIN, HARMANDA GÖZÜ OLMAZ..’’