Türkiye İstatistik Kurumu geçtiğimiz günlerde ülkemizdeki Tüketici ve Üretici Fiyat Endekslerini açıkladı. Açıklanan rakamların muhalefete mensup insanlar üzerinde inandırıcılığının kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Rakamların çarşı-pazar ile uyuşmadığını, muhalefet partilerinin sözcüleri yazılı ve görsel medyada dile getirmektedir. Buna karşılık iktidar partisi yanlılarının derin bir sessizliğe büründüğü, muhalefetin bu konudaki eleştirilerine her hangi bir cevap vermedikleri gözlenmektedir.
İlan edilen oranların gerçeği yansıtıp-yansıtmadığı bir yana,yıllıkTÜFE’nin % 16,59, ÜFE’nin ise % 38,33 olarak açıklanması başka bir sorunu açığa vurmaktadır. Üreticilerin maliyetleri salgın nedeniyle ürünlere talep olmadığından fiyatlara yeterince yansıtılamamıştır. Talep olduğunda fiyatlar şimdikinden çok daha fazla artacaktır. Zira, üreticilerin söz konusu maliyet artışlarını bünyelerinden karşılama güçleri yoktur. Üreticilerin konuyu çeşitli platformlarda dile getirdikleri izlenmektedir. Bu durum, ülkemizin maliyet enflasyonu ile karşı karşıya kaldığı gerçeğini göz önüne sermektedir.
Fiyat artışlarına ilişkin tablonun kısaca yukarıdaki gibi olduğu söylenebilir. Ne var ki konunun bir başka boyutunu döviz kurları ve faiz oranları oluşturmaktadır. Dünyadaki tüm iktisat fakültelerinde, enflasyon oranı ile faizler ve döviz kurları arasında yakın bir ilişki olduğu öğrencilere anlatılmaktadır. Türkiye’nin kırk yıllık yakın tarihinde bu ilişki bire bir yaşanmıştır. Enflasyonun arttığı dönemlerde kaçınılmaz olarak faizler ve döviz kurları yükselmiştir. Aksine, enflasyon oranının düşmeye başlaması ile döviz kurlarındaki artış durmakta, faizler hızla aşağıya inmektedir. Bir süre sonra enflasyon, döviz kurları ve faiz oranları arasında bir denge kurulmaktadır.
Yaşanan bu gerçekliğe rağmen, ülkemizdeki iktidarlar, bazı dönemlerde yüksek enflasyonu göz ardı ederek faiz oranlarını düşürmeye kalkmışlardır. Bunun temelde iki sebebi vardır. Birincisi hükümetlerin gelirden fazla harcama yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu borçlanmadır. İkincisi ise ekonomik hayatta kredi kullananların faiz yüklerinin aşırı yükselmiş olmasıdır. Gerekçe makul görünse bile, enflasyonun düşürülmeden faizlerin indirilmesi ciddi boyutlarda ekonomik krizlere neden olmuştur. Mevcut siyasi iktidar, kendisinden önceki üçlü koalisyon hükümetinin, faizler ve kurlar üzerinde kurmaya çalıştığı baskının sonucu meydana gelen büyük iktisadi krizin sonrasında yapılan seçim ile iş başına gelmiştir.
Bu nedenle, öncelikle enflasyonun düşürülmesi gerekmektedir. Bunun yolunun da üretim ekonomisinden geçtiği önceki yazılarımda defalarca vurgulanmıştır. Yüksek teknolojiye dayalı üretimin ihracat ile bütünleşmesi halinde bol döviz girişi sağlanacak, kurlar hızla aşağıya inecektir. Aynı dönemde gelirler yükseleceğinden borçlanma ihtiyacı azalacak, faiz oranları bu günkü düzeyin çok aşağısını görecektir. Bütün bunların üzerine, kamunun yüksek düzeyde olduğu görülen israfı engellenebilirse, ülkemiz dünyanın en güçlü devletlerinden birisi olacaktır.
Saygılarımla,