Toprağa değil, yüreğimize gömdüklerimizin anısına…

6 Şubat 2023... Takvimlerin en ağır, saatlerin en soğuk, kalplerin paramparça olduğu o uğursuz gün. Türkiye’nin kalbinde açılan o devasa yara, sadece şehirlerimizi değil, ruhumuzu da enkaz altında bıraktı. Dinmeyen acıların, kabuk bağlamayan yaraların ve her hatırladığımızda nefesimizi kesen bir kederin adıdır 6 Şubat..!

Saat 04:17; zamanın durduğu, vicdanın sustuğu an… Geceydi, kar yağıyordu pek çok yerde. Adana ise hiç olmadığı kadar soğuk, hiç olmadığı kadar karanlıktı. Gökyüzünden yağmur değil, acı ve keder yağıyordu! İnsanlar en ağır, en sıcak uykularındaydı. Birkaç saniye içinde koca bir coğrafyanın kaderi, beton yığınlarının ağırlığı altında ezildi. Saatler 04:17’de durduğunda, sadece binalar yıkılmadı; hayaller, çocuk gülüşleri, düğün hazırlıkları ve yarım kalmış tüm cümleler, o soğuk toz bulutunun içinde kayboldu.

***

Bir çığlık; "Sesimi duyan var mı?" O günlerden hafızamıza kazınan en acı cümle buydu. Sessizliğin en gürültülü haliydi bu soru. Cevap gelmediğinde buz kesen eller, cevap geldiğinde ise çaresizlikle titreyen yürekler..! Beton blokların arasından uzanan bir çocuk, elini tutan babanın bakışındaki o dipsiz boşluk, hepimizin ortak kederi oldu. O baba aslında sadece evladının elini değil, bizim de güvenimizi, huzurumuzu ve geleceğe dair umudumuzu tutuyordu.

Bu felaket sadece doğanın bir gücü, bir intikamı değil; aynı zamanda bizim vicdan sınavımızdı. Yıkılan binaların arasından savrulan kum taneleri, eksik demirler, bile isteye yıkılan kolonlar ve rant uğruna feda edilen canlar… Biz o enkazların altında sadece insanımızı değil, insanlığımızı ve ahlakımızı da aradık. "Mukadderat" diyerek geçiştirilemeyecek kadar ağır bir ihmalin faturası, masum çocukların uykusunda ödetildi. Eyy yetkililer, soruyor musunuz hiç kendinize; “Biz nerede hata yaptık?” diye!

Gözyaşlarıyla ıslanan şehirler… Adana’nın yıkılan binalarından yükselen feryat, Hatay’ın dar sokaklarındaki sessiz çığlık, Maraş’ın yıkık çarşıları, Osmaniye’nin, Adıyaman’ın, Antep’in, Malatya’nın ve diğer tüm illerimizin o tozlu ve gri görüntüsü... Her bir enkazın başında bekleyen anneler, "Cenazesini bari tek parça alalım!" diyen babalar, bu toprakların gördüğü en ağır imtihandı. Gözyaşları, o dondurucu Şubat ayazında kimseyi ısıtmaya yetmedi, ama acıyı paylaştıkça çoğalan bir milletin buruk dayanışmasıyla birbirimize tutunduk.

Bugün belki enkazlar kaldırıldı, belki yeni binalar yükseliyor. Ancak her köşe başında hâlâ o gecenin ağır kokusu, her rüzgârda o çığlıkların yankısı var. 6 Şubat’ı unutmak; enkaz altında son nefesini verenlere, evladını kaybedenlere, bir gecede tüm geçmişi silinenlere yapılabilecek en büyük ihanettir.

***

Bazı vedalar edilmez, bazı acılar ise hiç dinmez.

"Ah be çocuk… Sesin gelmiyor artık! Ama acın burada, tam göğüs kafesimizin içinde. Affet bizi çocuk, seni koruyamadığımız, kurtaramadığımız için affet!"

Toprağa değil, yüreğimize gömdüklerimizin anısına hepimizin borcu var. Ama bu borç, sadece yas tutmak, ağlayıp sızlanmakla kalmamalı. Bizim borcumuz; tekrar enkaz altında kalmamak için, adaletin, bilimin ve gerçeklerin peşinden koşmaktır. Çünkü gidenler geri gelmiyor, ancak geride kalanların sızısı sadece adaletle ve hatırlanmakla biraz olsun hafifliyor.

Yine de söylemekte fayda var; unutmadık unutturmayacağız, hatırlıyor hatırlatıyoruz…