T.C. Merkez Bankası 14.07.2021 tarihindeki toplantısında faiz oranlarını değiştirmedi. “sıkı duruşun korunacağı” mesajının altı bir kez daha çizildi. Söz konusu karar ile döviz kurlarında hafif gevşeme yaşandı. Borsa İstanbul hisse senetleri yükseliş eğilimine girdi. Piyasaların keyfi yerine geldi. T.C. Merkez Bankası mevcut yönetiminin “enflasyonun altında faiz verilmeyeceği” şeklindeki uygulamasının bir süre daha devam edeceği anlaşılmaktadır.
Yürürlükteki % 19 politika faiziyle, ülkemizin dünyada en fazla faiz veren ülkeler sıralamasında ilk basamaklarında yer aldığı hepimizin bilgisi dahilindedir. Bu durum başta siyasi iktidarı olmak üzere “iş dünyasını” ciddi anlamda tedirgin etmektedir. Peki ülkemizde faiz indirimlerine başlanabilir mi? Daha doğrusu niçin ülkemizde faiz oranları bu kadar yükselmiştir? Gelişmiş ülkelerdeki faiz oranlarına inmemiz mümkün olabilir mi?
Faiz oranlarının oluşmasında çok sayıda etken olduğu bir gerçektir. Bu faktörlerden başta geleni enflasyondur. Enflasyonu kalıcı olarak % 2’ler civarına indirmeden faiz oranlarını istenilen düzeye çekmenin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Türkiye’de enflasyonu düşürmeden çeşitli yöntemlerle yapılan faiz indirimlerinin, altın ve döviz fiyatlarının hızlı bir şekilde yükselttiği, “sıcak paranın” çıkışını hızlandırarak ekonomide sıkıntılara neden olduğu defalarca gözlemlenmiştir. Öyle ise ülkemizde ilk yapılacak iş üretim ekonomisine geçmek suretiyle enflasyonu % 2’ler civarına düşürmektir.
Paraya olan talep faiz oranlarının belirlenmesinde çok önemli faktörlerden birisidir. Özellikle devletin veya bireylerin tüketim amaçlı para talepleri, faiz oranlarını ciddi anlamda yukarı çekmektedir. Devletin borçlanma ihtiyacının artması, iç veya dış piyasalarda sürekli borçlanması faiz oranlarının aşağı çekilmesinin önündeki en büyük engeldir. Tasarruf önlemlerinin sıkı bir şekilde uygulanmak suretiyle devletimizin borçlanma ihtiyacı mutlaka azaltılmalıdır. Devletin talebinden boşalan paranın üretim yapan özel sektör firmalarına aktarılması, üretimi artırmak suretiyle ekonomide rahatlama yaratacaktır.
Dış ilişkilerin düzeltilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi yabancı yatırımları ülkemize çekecektir. Türkiye’nin coğrafi konumu, tarihi, ekonomik potansiyeli buna müsaittir. Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerine başlandığı dönemde gelen doğrudan yatırım tutarı bu düşüncemizi doğrulamaktadır. Bu düzlemde atılacak adımların kaynak girişini hızlandıracağı, böylece faizleri hızla aşağıya çekeceği görülecektir.
Saygılarımla,