TARIMDA BEKLENTİLER…

Anadolu da, bir çok sık tekrarlanan hususlar için; ‘’ Bu ne ya, Hasan Ali türküsüne döndü’’ derler. Tarım konusu da bizim için öyle… En temel gıdamız, en temel beslenmemiz, şüphesiz ki birinci öncelik olarak tarım ürünleriyle olmaktadır. Tıpkı Gülşen Bayraktar’ın ‘’ YatcazKalkcaz’’ şarkısı gib… Yatcazkalkcaz tarım konuşacağız. Beslenme yoksa, nasıl canlı kalırız?

İşte o şarkı:

‘’Dile kolay ama zor,
Hasretini bana sor,
Bu nasıl bir geri sayım?
Yerinde sayıyor her gün…

Bineyim arabaya,
Bir varayım oraya,
3 yüz bin yıl gibi geliyor bana,
Şu son 3 gün…

Yatcazkalkcaz,yatcazkalkcaz,yatcazkalkcaz…
Hoop ordayım,
Dağlar bayırlar o uzun yollar,
Hepsi hikaye firardayım…
Yatcazkalkcaz,yatcazkalkcaz,yatcazkalkcaz…
Başlarım ha adetinden,
Aşk bu, güçlü her bir şeyden susmam,
Üstesinden gelirim ben,
Ayrılığı döverim ben korkmam,

Dile kolay ama zor,
Hasretini bana sor,
Bu nasıl bir geri sayım?
Yerinde sayıyor her gün…’’

Evet, biz de Pirinçten nohuta, samandan yeme, cevizden bademe, daha birçok tarım ürünlerini ithal ederek, yerimizde sayıyoruz…
Yeni bir sistem, yenibir Tarım bakanı ve yeni söylemler var.

Ancak, sağlıklı bir tespit ve muhasebe yapılmadan, sağlıklı bir gelecek inşa edilmesi olası değil. Öyle ya; daha 20-25 yıl öncesinde kendi kendine yeten bir tarım ülkesi iken, hangi yanlış politikalar ve öngörüsüzlük yüzünden, iğneden ipliğe, her türlü tarım ürünü ithal eder olduk.!!!

Tespitimiz şu;

Bu bağlamda tarımda Türkiye’nin geldiği nokta; dışa bağımlı neo-liberal politikalardan kaynaklanmaktadır.

Bununla birlikte toplumun bir kesimi,son 40 yıl içinde, Özal ile başlayan ve Kemal Derviş ile ivme kazanan, uygulamalarla neo-liberal politikaların değişmezliğini kabullendi.

Bu politikalara Türkiye,mahkum edildi.İşin en önemli noktalarından biri de, iktidar ve muhalefet partileri de temelde neo-liberal politikalarda hemfikir olmuş durumda.

Tarıma gelince:

Tarımsal üretimde de verimliliğin ve üretimin büyük işletmelerle karşılanabileceği konusunda sokaktaki ortalama yurttaşın beyni yıkandı. Tele voleci profesörler bunun için görevlendirildi.

Oysa Türkiye’de tarımsal üretim,;aile işgücü temelli, küçük ve orta ölçekli köylü işletmelerinden karşılanıyordu. Bu gerçek unutuldu. Bunların desteklenmesi yerine, büyük ölçekli işletmelerin oluşturulmasına ağırlık verildi. Bunun sonucu olarak, küçük ve orta ölçekli işletmelerin bir kesimi tarımsal üretimden vazgeçer duruma geldi. Önemli miktarda tarım toprağı işlen(e)medi. Tarımsal nüfus azaldı ve yaşlandı.

Ve tarımsal üretim, artan nüfusa göre artmadı.

Söz gelişi, en önemli gerilemelerden birisi, hayvansal üretimde oldu.

“Hayvansal üretim için temel girdi; çayır ve meralardan karşılanan ottur.Türkiye,

çayır ve meralarının ot kapasitesi, sığırdan daha çok koyun keçiye uygundur” diye yıllarca yapılan uyarılar dikkate alınmadı. Uluslararası örgütlerin yönlendirilmesi ve çıkarlarına uygun olarak (Cargill örneği) dev sığırcılık işletmelerinin oluşturulması desteklendi.

İsterseniz biraz açalım:

Yönlendirme dedik; uzun süreli geri ödemeli kredileri Dünya Bankası vermedi mi? Sığırlar, uluslararası sığırcılık tekellerinden alınmadı mı?

Sonuç olarak geçmişte insan başına bir koyun düşerken,gelinen noktada, nerdeyse dört insana bir koyun düşer duruma gelindi.

Ancak,izlenen politikalarla gerek dev işletme ölçeği,gerekse ot üretim kapasitesi, Türkiye gerçeğine uymadığı için, kelimenin tam anlamıyla kırmızı ette havlu atıldı. Nitekim, kırmızı et ithal eder duruma gerldik.!

Bırakınız kırmızı et ithalini,hayvanlarımızı doyurmamız için saman ithali olağan duruma getirildi.

Nasıl çıkarız düzlüğe?

Genel çıkış yolu ise; dışa bağımlı ara malları ve hammadde ithalatçısı bir ülke yerine, ithal İkameci ve daha eşitlikçi ekonomi politikadan geçiyor.

Bu yaklaşımı tarıma nasıl yansıtalım?

Birinci tespitimiz şu;Türkiye’deki işletmelerin hala büyük bir çoğunluğunu, aile işgücü temelinde, küçük ve orta ölçekli köylü işletmeleri oluşturuyor.

İkincisi ise ; Dev işletmelerin öne çıkartılması, ölçek ekonomisine dayandırılıyor. Ancak, asıl ölçeğin “Toplam Etmen Verimliliği(TEF)” olduğunu dikkate alma zorunluğu var.

Aile işletmelerinde emek daha bol, toprak ve sermaye de daha düşük maliyetlidir.

Bu özelliklerinden dolayı aile işletmeleri daha yüksek bir TEF’e sahiptirler.

Bu iki tespitten yola çıkarak birinci önerimiz;

*“Aile İşgücü Temelinde, Küçük Ve Orta Ölçekli Köylü İşletmelerini Yeniden Tarımın Öznesi “yapmak gerekiyor.

*Köylü işletmelerinin ölçek sorunu da,kamu yatırım hizmetlerinin ve desteklemelerinin onlara yönlendirilmesi “Kooperatif Örgütlenmesi” ile aşılabilmektedir.

Bunlara Avrupa Birliği ülkelerinde kooperatifleşme örnek olarak verilebilir.

Son bir not: Yem hammaddesi ithaline dayalı fabrika yemi ile yapılan süt hayvancılığı sürdürülemez. Bu kapsamda çiftçi eline geçen sığır sütü fiyatının artırılması talebi de soruna çare değildir. Sorun; yukarıda dile getirmeye çalıştığımız gibi yapısaldır.

NOT:’’ YAPILAN YANLIŞLAR, BUMERANG GİBİDİR, GİTTİ SANIRSIN, DÖNER GELİR SENİ VURUR.’’