Tarihin en yapışkan, en “Tatlı” felaketi!

Tarih kitapları genellikle barut kokan savaşları, soğuk imza masalarını ve küresel ekonomik krizleri yazar. Ancak bazen öyle anlar vardır ki, insanlığın kör hırsı ve "bize bir şey olmaz" cüreti, trajik olduğu kadar absürt felaketlere de sahne hazırlayabilir. Tıpkı 15 Ocak 1919’da, Boston’ın Kuzey Yakası’nda yaşanan o kırılma noktası gibi…

Ocak ayının o alışılmadık derecede sıcak gününde, Boston Limanı’nda adeta pusuda bekleyen devasa bir tank infilak etti. Fakat etrafa saçılan ne baruttu, ne de zehirli bir gaz. Tankın içindeki 8,7 milyon litre pekmez, ısınan havayla birlikte mayalanmış ve içeride sinsi bir basınca dönüşmüştü. Çıkan ses bir patlama değil; kalın metallerin feryadıyla birleşen korkunç, derin bir kükremeydi. Saatte 56 kilometre hızla, devasa dalgalar halinde sokaklara taşan o yapışkan ölüm, önüne çıkan ne varsa yuttu.

***

Eğer o tankın içinde sadece su olsaydı, belki de her şey çok daha kolay olacaktı. Su dediğin akar, bir yolunu bulur ve çekilirdi. Oysa pekmez, Ocak ayının soğuk Boston havasıyla temas ettiği an hızla katılaşmaya, amansız bir zifte dönüşmeye başladı.

Kurbanlarını bir bataklık gibi içine çekiyor; yardıma koşan denizcilerin, polislerin ve itfaiyecilerin adımlarını prangalıyordu. Şehir, tarihin en garip can pazarını yaşıyordu; Her adım bir mücadele, her nefes şekerli bir ölümdü.

Haftalar süren temizlik operasyonunda Boston Limanı günlerce kahverengine boyandı. Şehir en nihayetinde temizlendi temizlenmesine, ama Boston halkı o geniz yakan kokuyu onlarca yıl boyunca, her yaz sıcağında burnunun ucunda hissetmeye devam etti.

Peki, 21 kişinin boğularak veya ezilerek can verdiği, 150’den fazla insanın yaralandığı bu felaket bize ne anlatıyor?

Aslında bu Pekmez Seli, endüstriyel hırsın ve denetimsizliğin somutlaşmış, yapışkan bir anıtıdır. O tank, dönemin endüstri devlerinden United States Industrial Alcohol şirketi tarafından, yaklaşan alkol yasağından önce daha fazla üretim yapıp parayı cebe indirmek adına inşa edilmişti. Öyle bir aceleydi ki bu, tek bir mühendislik denetimi bile yapılmamıştı. Hatta tankın sızdırdığı fark edilip halk ayaklanmasın diye, dışını sızıntı renginde, yani kahverengiye boyayacak kadar pişkindiler!

Bugün dönüp baktığımızda bu olay bize uzak geçmişin tuhaf bir anekdotu gibi gelebilir. Ancak insanlık, ders almamakta ısrarcı olduğu sürece modern "pekmez selleri" farklı formlarda karşımıza çıkmaya devam ediyor..!

***

Boston’daki felaketin ardından açılan davalar yıllar sürdü. Şirket, suçtan kaçmak için suçu önce anarşistlerin sabotajına atmaya çalışsa da, adalet nihayetinde yakalarına yapıştı ve devasa bir tazminata mahkûm edildiler. Fakat bu davanın daha büyük bir mirası oldu; ABD tarihinde, kurumsal yapıların güvenlikle ilgili sıkı yasal denetimlerden geçmesini zorunlu kılan ilk büyük hukuki dönemeçlerden biri haline geldi.

Büyük Pekmez Seli, ihmalkârlığın ne kadar yıkıcı olabileceğini gösteren, tarihin en yapışkan sayfalarından biridir.

Kulaklara küpe olması gereken o acı ders ise sabittir; Denetimden, bilimden ve insan hayatına saygıdan kısılan her kuruş, gelecekte tüm bir şehri yutacak felaketin harcı olur. Ve o felaketin kokusu, aradan yüzyıl geçse de o toplumun hafızasından asla silinmez.