“Bilim uğruna ve insanlık adına yapılan!” korkunç deneylere kaldığımız yerden devam edelim…
BEBEK ALBERT DENEYİ (Devamı…)
Deney, bebek Albert’a yapılan bir kaç duygu testiyle başladı, sonra da sıra asıl aşamaya geldi. Her insanın farklı tepkiler vereceği, çekinme ya da korkma ihtimali olan şeylere Albert bebeğin vereceği tepki merak ediliyordu. Albert’a sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kâğıt parçaları, peruk ve maske gösterildi. Bu nesnelerle ilk kez karşılaşan Albert, korkmak yerine gülümseyerek tepki veriyor, hatta hepsiyle oynamaya çalışıyordu.
Bir süre daha devam eden durumun ardından ikinci aşamaya geçildi. Albert, bez bir yatak dışında içinde hiçbir şey olmayan bir odaya götürüldü, orada yalnız bırakıldı. Ardından odaya birkaç tane beyaz laboratuar faresi bırakıldı. Albert yine aynı tepkiyi veriyor, farelerin peşinden emekleyip, onları yakalamaya çalışıyordu. Yani beklenen durumun tersi yaşanıyor, Albert korkmak yerine bayağı eğleniyordu. Artık deneyin son aşamasına gelinmişti. Doktor Watson, eline bir çekiç ve demir bir çubuk alarak odaya girdi. Albert kendisini fark etmemişti bile. Gözleriyle fareleri takip ediyor ve gülümsemeye devam ediyordu. Doktor Watson, küçük bebeğin farelerden birine dokunmasını bekledi. Dokunduğu anda da çekici demire vurarak, rahatsız edici bir ses çıkarmaya başladı. Albert bu sesten korkmuştu, fareyi kovalamayı bıraktı ve durdu. Kısa süre sonra küçük hafızasından silinen olayla birlikte dikkatini tekrar hareketli beyaz farelere vermişti. Tam tekrar dokunacaktı ki, Watson aynı sesi tekrar çıkardı. Tekrar, tekrar ve tekrar… Deney birkaç gün boyunca sürdü. Artık sadece fareler değil, cansız tüylü objelerde dahil edilmişti çalışmaya. Bir haftanın sonunda küçük Albert, beyaz renkli ve tüylü bir obje gördüğünde korkup ağlamaya başlıyor, ondan kaçmaya çalışıyordu. Henüz dünyayı yeni tanımaya başlayan bir bebeğe korkunun ne olduğunu öğreten doktorlar, hem etik kurallarını aşmış, hem de Albert’ın gelecekte nasıl bir hasarla yaşamaya devam edeceğini düşünmemişti.
TAVŞAN RALPH DENEYİ…
Bir dönem çok popüler olan Tavşan Ralph videosunu milyonlarca kişi izlemiştir. Ralph karakteri gerçek olmasa da, aslında birçok canlının sesi oldu. Hayvanlar üzerinde bilimsel ve deneysel çalışmaların tarihi nerdeyse M.Ö. 500’lü yıllara kadar uzanıyor. Anlayacağınız; İnsan türü kendisini, kendi ürettiği üründen korumak için, başka canlılara bedel ödetmeye o dönemlerde başlamış. Son zamanlarda en çok söz edilen konu da, kozmetik sektöründe kullanılan deney tavşanları... Elbette farklı bilim çalışmalarında kullanılan maymun, fare, kedi, köpek gibi hayvanlar da var ve bu duyarlılık hepsi için geçerli olmalı. Tavşanlar üzerinde yapılan kozmetik deneyler de üç farklı aşamadan oluşuyor. Daha doğrusu bu deneylerin şekli üretilecek ürünlere göre değişiyor.
Örneğin; Göz farı ya da rimel gibi göze kaçma ihtimali olan ürünler için DRYS, yani göz tahriş testi uygulanıyor. Bu yöntem 1940’ların başında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi çalışanlarından Doktor Drys tarafından geliştirildi. Doktor, tavşanların gözlerine sıkılan deney maddesinin ne kadar tahriş edici olduğunu belirleyen bir derece geliştirmeyi başardı. Tabii buna başarı derseniz! Ardından da bu yönteme kendi adını vererek kozmetik dünyasına kazandırdı. Aslına bakarsanız kozmetik deneylerinin başarı oranı çok da yüksek değil. Bu testlerde binlerce tavşanın gözleri zarar görürken, bazıları görme yeteneğini tamamen kaybediyor.
***
İkinci deney tipinin adı da Dermal Toksisite…
Bu alanda da krem gibi sürülebilen çeşitli kozmetik ürünlerinin, vücutta bıraktığı etki anlaşılmaya çalışılıyor. Tavşan vücutlarının çeşitli bölgeleri tıraş edilerek bu krem uygulanıyor. Oldukça can yakıcı, kaşındırıcı olan bu kremlerin etkisinin görülmesi için minimum 2 hafta beklenmesi gerekiyor. Bu süreçte tavşanlar vücutlarını kaşıyıp, tahriş etmemeleri için hareket edemeyecekleri kadar küçük bir kaba koyuluyor ve başlarına çeşitli koruyucular takılıyor. Bazı tavşanlar için bu deney 6 ay bile sürebiliyor. Ardından piyasaya sürülecek kremler üretiliyor. Ancak bu durum binlerce tavşanın hayatına mal oluyor.
Son deney tipi de;
Örneğin ruj gibi yenme riski bulunan kozmetik ürünlerle ilgili. Yani, yanlışlıkla rujunuzu yersek, vücudumuzda ne gibi zararları olacak sorusunun cevabı yine tavşanlarda aranıyor. Zorla boğazlarına sokulan bu ürünlerin, onlarda bırakacağı etki gözlemleniyor. Kullanılan maddenin ne kadar sürede öldürdüğünün anlaşılması için de can çekişen tavşanların acısına son vermek yerine, ölüm zamanları hesaplanıyor. Bu deneyler de minimum 4 hafta sürüyor ve yine binlerce tavşanın hayatına mal oluyor.
***
Bazı insanlar bizim türümüzün sağlığı için, başka canlıların ölmesini normal, hatta gereklilik olarak görüyor. Hâlâ M.Ö. 500’de yaşıyor olsak, bu konuda hemfikir olabilirdik. Ancak günümüzde bu deneyler hayvanlar olmadan da yapılabiliyor ve insanların üstündeki olası etkisi yine de anlaşılabiliyor. Markaların bundan kaçmasının sebebi de, hayvan deneylerine nazaran daha maliyetli olması. Anlayacağınız; O büyük kozmetik firmaları bizim sağlığımız için değil, üzerimizden ettikleri kârı azaltmamak için hayvan deneyleri yapıyor.
‘Bunların önüne geçmek için bir şey yapamayız. Devletler seviyesinde bu durum çözülmeli’ diye düşünüyorsanız, kendi gücünüzü küçümsüyorsunuz demektir.
Eğer hayvanlar üzerinde deney yapan markaların ürünlerini almazsanız ve bu markalar ülkemizde satış yapamazsa devlet izin verse ne olur, vermezse ne olur! Şiddetsiz, kişisel protesto ile fikirlerimizi dışa vurma hakkımız her zaman devam ediyor. ‘Damlaya damlaya göl olur’ sözü bugün de geçerli… Sen damlamazsan, ben damlamazsam nasıl çıkar hayvanlar ait olduğu doğaya?
Sağlıcakla kalın…