Tarihin en korkunç deneyleri!-1

Tarih; deneyler, testler ve icatlarla dolu. M.Ö. yaşamış olan simyacılardan, 21. yüzyılın modern bilim dünyasına kadar… Aradan geçen binlerce yılda değişen çok şey oldu. İnsanlık olarak çok ileri gittik, çok geliştik.

 

 

Tarih; deneyler, testler ve icatlarla dolu. M.Ö. yaşamış olan simyacılardan, 21. yüzyılın modern bilim dünyasına kadar… Aradan geçen binlerce yılda değişen çok şey oldu. İnsanlık olarak çok ileri gittik, çok geliştik. Elbette bilimsel çalışmaların bundaki payı da bir hayli yüksek, ancak geleceğin ve gelişmişliğin sınırı yok. Bugün hayatımızı değiştiren onlarca yeni buluş çıksa ortaya, yarın yine de durmayacağız. Yeni icatlarımız sayesinde bu kez bir adım daha ileri gitmeye çalışacağız. Ve böylece değişmeyen tek şey, değişimin kendisi olacak. Ancak tarihte o kadar büyük vahşetler, o kadar acımasız deneyler yapılmış ki, işte bunların insanlığa faydası sorgulanabilecek durumda.

 

II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin yaptığı acımasız deneylerden, psikolojik yıkımlara yol açacak testlere kadar birçok başarısız deneyler, maalesef insanlar üzerinde yapılmış. Bu deneylerin sonucunda ise, “Bilim uğruna ve insanlık adına yapılan deneyler!” başlığı altında saçma savunmalarda yapılmıştır.

 

Peki, neydi bu deneyler? Neden tarihe kara bir leke olarak geçmiştir? Gelin yakından inceleyelim…  

 

***

İŞTE TARİHİN EN KORKUNÇ DENEYLERİNDEN BAZILARI

 

NAZİ DENEYLERİ…

Nazilerin yaptığı insanlık dışı deneyler, tarihimizde büyük bir kara leke olarak duruyor. Toplama kamplarına götürülen Yahudileri işkencelerle öldürmekle kalmıyorlar, yaşlı- kadın- çocuk demeden onları bir kobay gibi kullanıyorlardı ve sadece kendi refahları için.. Bu dönemde yapılan deneyler üçe ayrılıyor.

 

Birincisi; Ordu personelinin sağ kalmasını kolaylaştıracak çalışmalar... Örneğin; Hipoderminin tedavisini bulmak için esirlere sözde dondurma deneyleri yapılıyor, canlı canlı ölmelerine göz yumuluyordu. Bunun dışında, deniz suyunu içilebilir hale getirmeye çalışıyorlar. ‘Bir asker uçaktan atlayacağında, ne kadar yüksekten düşerse ölmez?’ Sorusunun cevabını bulmak için belirli mesafelerden Yahudileri uçaktan atıyorlar, sonra da dönüp ölüp-ölmediklerine bakıyorlardı.

 

İkinci deney tipindeyse; Askerlerin savaşta karşılaşacağı yaralanma ve hastalıklar için çözüm aranıyordu. Sıtma, Tifüs, Tüberküloz, Sarı Humma ve Hepatit gibi hastalıklar için çözümler aranıyor ve laboratuarlarda kobay olarak insanları kullanıyorlardı, hayvan kullanmaya gerek yoktu. Çünkü Alman ırkından olmayanlar, hayvanlardan daha aşağıda görülüyordu.

 

Üçüncü deney tipinin amacı da; Nazi, dünya görüşünü desteklemekti. Örneğin; Irkların bulaşıcı hastalıklara nasıl tepki vereceğini görmek için Yahudiler, Romanlar ve birçok ırk üstüne deneyler yapıldı. Anlayacağınız Hitlerin düşmanlığı, sadece Yahudilere değildi. Ayrıca, Yahudilerin ırksal olarak ne kadar aşağılık olduğunun da bilimsel olarak kanıtlanması amaçlandı. Ancak böyle bir şey zaten mümkün olamaz. Hatta Yahudilere çok kolay hastalık bulaşacağı kanıtlanmak istenirken, Almanların yaşadığı coğrafyadan dolayı, bazı hastalıklara daha yatkın olduğu sonucu çıkınca deneyler apar topar sonlandırıldı.

 

***

BEBEK ALBERT DENEYİ…

Duygular evrensel midir? Gülmenin, ağlamanın, sevinmenin ya da üzülmenin dili yoktur ve dünyanın her yerinde aynı şekilde gerçekleşir. Farklı sesler ya da farklı mimikler yapsak da, bu duyguların tamamı aslında aynı noktadan çıkar. Ama bir tanesi hariç; Korku! Bu bilgiye sahip olmamızı sağlayan deney de, altında adı gibi korkunç bir gerçeği barındırıyor. Amerikalı Psikolog John Watson, etik kuralları hiçe sayarak sadece 8 aylık bir bebek olan Albert üzerinde korkunç bir deney yaptı. Deneyin yapılış amacı; Korku, insanda sonradan edinilen bir refleks mi, yoksa doğuştan gelen bir dürtü mü? Sorusunu cevaplamak. Bu soruya bir cevap bulmak isteyen Doktor Watson da, deneyinde bir bebeği kullanmak zorundaydı. Asistanı Rosalyn Rainer ile birlikte, hastane kreşindeki çocukları incelemeye başladılar. Ama korkuyla ilgili sorulara kesin yanıtlar alınması için detaylı testlere ihtiyaç vardı. Bu yüzden araştırmaya izin verecek, yani çocuklarının denek olmasına göz yumacak bir aile aramaya başladılar. Sonunda da gerçek adını bilmediğimiz, ancak tıp dünyasında ismi Albert olarak geçen 8 aylık bebeğin ailesiyle anlaşmayı başardılar. (Devam Edecek…)