TAASSUP VE CEHALET

Taassubun , cehaletin ve hoşgörüsüzlüğün sayısız örnekleriyle dolu insanlık tarihi. Katolik kilisesi , Ortaçağda, Avrupa ‘da siyaset dahil her şeye egemendi. Din adamları , bilimi inkar ediyor , bilim adamlarına işkenceler yapılıyor , öldürülüyorlardı. Günah ve korku silahlarıyla insanları sindirmişler , kiliseler de büyük servetlere sahip olmuşlardı.

Taassup ; bir düşünceye , bir inanca körü körüne bağlanmak , bunun dışında hiçbir düşünceyi – inancı kabul etmemektir. Böyleleri görüşlerini tutucu bir inatla savunur , kabul ettirmek için şiddete bile başvurur. Düşünce kanılarından asla kaygı duymazlar mutaassıplar.

Taassup , vicdan ve düşünce özgürlüğüyle bağdaşamaz. Kaldı ki farklı inanç ve düşüncelerin bulunuşu, o ülkeler için bir zenginliktir. Hoşgörü – uzlaşma- tahammül rejimi olan demokraside, taassuba yer yoktur .

Türkiye ; farklı inanç ve kültürlerin birlikte ve özgürce yaşadığı , İslam’ın çağdaşlaştırıldığı , laik ve demokratik bir ülkedir. Hiçbir İslam devleti , bizim eriştiğimiz bu düzeye varamamıştır.

Taassubun nedeni önyargılardır , cehalettir , bilgisizliktir. Ama o kişiler , bildiklerini sanan , bilmediklerinin farkında olmayan zavallılardır. Üstelik bencil, inatçı , öfkeli ve saldırgan.

Taassubun ve cehaletin çaresi cezalar ve yasalar değil , sadece eğitim be bilimdir.

Bilim de , din de , insanlar için , toplumlar için gerekli , önemli kurumlar. Üstelik bunlar birbirinin düşmanı da değil. Bilim insan işi , dünyevi . Bilimdeki gerçekler mutlak değil değişken. Din ise ; Tanrısal ve dini gerçekler de değişmez, kesin ve mutlak.

Bilim , iyi ve dürüst kişilerin elinde olmalı ki iyi işler yapılsın. Kötü insanların elindeki ilim, dünyayı bile yok edebilir. Kuzey Kore başkanı sanırım böyle biri.

Bilgi , ilim onurdur , şereftir. Cehalet ise , karanlık ve yüz karalığı.

Demokratik , laik , gelişmiş ve uygar ülkelerde din ve bilim ayrıdır ve birbirinin işine karışmaz ve karşılıklı saygı içindedir.

17. YY. başlarına kadar Osmanlı Devleti, dünyanın en güçlü devleti idi. Ne vakit ki İmam Gazali’nin aklı , felsefeyi , bilimi dışlayan görüşü devletin resmi politikası oldu, duraklama ve gerileme başladı. Kötü gidişi düzeltmeye yönelik reformları da , yobazlar önledi. 1922 ‘de de Osmanlı İmparatorluğu tarihten silindi.

Ülke olarak ihtiyacımız , araştıran , tartışan , eleştiren , üreten , çok yönlü düşünen , çareler sunan , yaratıcı ve aydıncı kuşaklar. Bu yüzden ezberci eğitimin sona ermesi köklü bir eğitim reformu şart . Hem de gecikmeden.