SOSYALLEŞMEK Mİ A SOSYAL Mİ?

Son zamanlarda, günlük yaşantımızda çok sık kullanılan bir terim var; ‘Sosyalleşme…’

Her kes de bir sosyalleşmedir almış başını gidiyor. Hatta, insanları, sosyal ve sosyal olmayan olarak ayırır olduk. Peki… Nedir bu sosyalleşme, toplumsallaşma?

Sosyalleşme, Toplumsallaşma, bireylerin üyesi oldukları topluma ait değerleri, tutumları, bilgi ve becerileri, kısacası o toplumun kültürünü öğrendikleri etkileşim süreci toplumsallaşma olarak adlandırılır.
Bu etkileşim sürecinde birey sosyal bir varlık olarak toplum içerisinde başkalarıyla birlikte yaşamayı öğrenmektedir ve toplum onu sosyal bir bireye dönüştürmektedir. Çünkü insanlar, sosyokültürel değerlerle donanımlı bir varlık olarak dünyaya gelmezler. Tersine içinde doğup büyüdükleri toplumun bir parçası olarak onun yüzyıllar boyu kuşaktan kuşağa geçen değerlerini, özelliklerini tanır, öğrenir, benimser ve onlara göre hayatlarını şekillendirirler. İşte sosyolojide, bireylerin içinde yaşadıkları toplumun bir üyesi olma sürecine, yani toplumun değerler sistemini ve ideallerini benimseyip toplumun bir parçası hâline gelmeleri sürecine sosyalleşme denmektedir. Aksi durumda olanlara da, ‘A Sosyal’ denmektedir…
Toplumsallaşmanın iki fonksiyonu vardır; bunlardan biri benliğin gelişmesini sağlamak, ikincisi ise kültürün bir nesilden diğer nesle aktarılmasını sağlamaktır. Toplumlar, değerlerini, toplumsal davranışlarını, kültürel miraslarını nesilden nesle aktararak kendilerini yeniden üretirler. Toplumsallaşma aracılığıyla her toplum, her yeni neslin o toplumun değerlerini ve normlarını öğrenerek büyümesini, böylece toplumun kendisinden beklediği davranışları yerine getirmesini sağlar. Diğer insanlarla ilişki kurmadan bir birey tam olarak insan olamaz. Toplumsallaşma sürecinde geri kalan bireylerin duygusal, zihinsel, hatta fiziksel açıdan sorunlarla karşılaşma ihtimalleri çok yüksektir. Bizler çoğunlukla geçmiş yaşantılarımızın ve hayatımızı paylaştığımız diğer insanların üzerimizdeki etkilerinin, kişiliklerimizin oluşmasında ne ölçüde etkili olduğu üstüne düşünme gereği duymayız. Sanki şu anda sahip olduğumuz kimlik ve kişilik ile dünyaya gelmiş olduğumuz ve başkalarının üzerimizde hiçbir etkisinin bulunmadığı kanısına sahibiz. Gündelik yaşantımızı sürdürürken de aynı kanı üzerimizde hâkimdir. Fakat seçimlerimizin oluşmasında etkili olan sosyal etkenleri, kurumları, dâhil olduğumuz toplumsal grupları pek de dikkate almayız. Bu durumu daha net kavrayabilmek adına, Amerikalı Sosyolog KingsleyDavis'in 1940'larda yaptığı ve diğer insanlarla ilişki kuramayan çocukları incelediği ünlü çalışmasına göz atmakta fayda vardır.
Davis, çalışmasında insanlarla etkileşim kurmayan çocukların, fiziksel ve psikolojik gelişimlerinin normal seyretmediğini ortaya koymuştur. Çalışmadaki çocuklardan biri olan Anna, gayrimeşru bir çocuktu ve annesi bu nedenle doğduğu günden beri onu tavan arasında saklamıştı. Anna diğer insanlarla nadiren karşılaşmış ve çok düşük düzeyde bakım görmüştü. Altı yaşında bulunduğunda Anna konuşamıyor, yürüyemiyor ve kendi kendine yemek yiyemiyordu. Kendisine yönelik konuşmalara cevap, davranışlara tepki vermiyordu, bu nedenle başlangıçta sağır ve kör olduğu zannedilmişti. Anna'nın gördüğü fiziksel ve zihinsel zarar, kolaylıkla onarılamamış, dört yıllık eğitimden sonra Anna zar zor yürüyebilir, birkaç kelime konuşabilir ve oyuncak bebeğine ilgi gösterir hale ancak gelebilmişti. 11 yaşında öldüğünde Anna ancak 2 ya da 3 yaşında bir çocuğun seviyesine ulaşabilmişti (Coser, 1983:107). Bu örnek toplumsallaşma sürecinin toplum açısından olduğu kadar bireyin gelişimi açısından da son derece önemli bir süreç olduğunu göstermektedir.
Örnekte de görülebileceği üzere insanlar kaçınılmaz olarak hayatlarını toplum ve toplumsal gruplarla etkileşim içinde sürdürürler; öğrenirler ve öğretirler, etkilenir ve etkilerler. Her toplumda bireyleri içinde yaşadıkları toplumun sağlıklı bir üyesi hâline getirmeyi amaçlayan bazı grup ve kurumlar bulunmaktadır. Sosyalleşme araçları olarak adlandırılan bu kurum ve gruplar, bireyi çocukluk döneminden itibaren toplumsal hayata hazırlar. Anna, bu etkenlerden uzak kaldığı için, kişisel gelişimini tamamlayamamıştır.
Son yıllarda sosyal medya dediğimiz facebook, WhatsApp ve Instagram türü haberleşme kanalları kullanımı oldukça fazla yaygınlaştı. Yazı ve görsel paylaşımlar olarak..

Saadet zinciri gibi. Aynı gün milyonlarca kişiye ulaşım. Yayılma halkaları suya taş attığınızda dışa doğru büyüyen halkalar gibi. Güzel paylaşımlar yararlı…Olumsuz olanlarda az değil. Bu kanalları iyi ve yerinde kullanmak önemli.

Eski dostlarını bulmak , onlarla bir şekilde iletişim kurmak. Görmediğin insanlardan haberdar olmak…Bazen mutlu bazen hüzünlü.

Eski ve yeni, zıt iki kelimenim buralarda ne olduğunun farkına varmak. Kafandaki kişilerin son halleri…Nereden nereye? Saçları azalanlar …Bel çevresi artanlar… Göbeği çıkanlar…Dişi dökülüp, beli bükülenler…

‘Yahu, bizim falanca değil mi?’ dediklerimiz.

Paylaşımlar…Sanal ortamda atışlar serbest olduğundan, tanıyamamış olduğumuz gizli kahramanlar.

İyilik melekleri…Bazen de kötü yanları…

Toplu günaydın, iyi akşamlar, iyi haftalar, Cuma, kandil ve bayram günleri mesajları….

Söyleyemediklerini sanal ortamda yazıya dökmeleri…

Mevlana’nın , Şems-i Tebrizi’nin söylerini paylaşarak dürüstlük ve doğruluğun Nirvana’sına ulaşılması…

Sanal destekler…Sen ne dersen o lafları…Sosyal insanlığa gidiş dediniz içinizden …öyle mi?

Apartmanda karşı komşusuna selam vermeyen…

Yerlere çöp atan, tüküren…

Eşini…dostunu bir telefonla aramayan…Bayramda seyranda evine bayrak asmayan…

Fakir fukaraya yardım etmeyen, iyilik, güzellik nedir bilmeyenlerin, tersi paylaşımları…

Bütün bunlara rağmen, adı sosyal medya… Sanki kullanan sosyalleşmekte…

Herkes için değil tabii söylediklerimiz…Ne yazık ki çoğunluk paldır küldür… Oysa, her alanın kendine has, usulü, adabı, edebi, kültürü vardır…

A sosyallerin sosyalleşmesi mi acaba demeyelim…

Bakın burada işler sarpa sardı…Dost ararken dostunu unuttu…

Akıllı telefonu eline aldı …Aklını unuttu…

Kendi kendisiyle oynarken …Sohbeti kaybetti.

Yalnız ve tek başına kaldı, sosyalleşirken…

A sosyal oldu çıktı…!!!Ne olur bunun sonu?

İnternete zeval gelmesin…Yani yok olmasın..

Ya kesilirse…Herkes çatlar….Ruhsal yönden çöker gider…

Ruhlardaki med cezirler…(Gel git’ler.)

Med der, Cezir demeyince, Toplum psikiyatri kliniklerinde Gezer de gezer, gezer de gezer…

SON SÖZ ’’ ADAP NEDİR? EDEP NEDİR? GEL BUNU SEN DİNDİR.’’