Yabancı terimler kullanmayı hiç sevmedim, se-ve-me-dim.
Halkın anlayacağı dilden konuşmak, yazmak "en güzeli" gelir bana.
Bir televizyon kanalında yayımlanan adına da; "Sörvayvır" denen "yarışma." Daha doğru deyimle söyleyecek olursam; "kapışma programı var.
Söz konusu kapışmada ne ararsanız ziyadesiyle mevcut.
-Sallama var.
-Hararet var.
-Hakaret var.
-Kavga var.
-Kayırmak var.
-Kandırmak var.
-Dedikodu var.
-Fitne var.
-Fücür var.
-Cilve var.
-Cilveleşme var.
En önemlisi ve en özeli;
"Dakikalarca süren, bitmek bilmeyen, don lastiği gibi uzayan reklamlar var."
......
Haber dinlerken, canım sıkılıyor YA..
Dinlememek, dinlemekten çok daha iyi geliyor YA..
O yüzden sörvavvır izlemeyi tercih ediyorum.
Etmez olaydım.
Bu kapışma reklamlara bir giriyor, hiç çıkamıyor anasını satayım.
Eleme konseyi başlıyor..
Sunucu arkadaş "sonucu" söyleyecek..
Merakla bekliyoruz.
-Uzatacak YA..
-Uzak edecek YA..
-Reklamlar geliyor YA..
-Reyting yapacak YA..
-Daha fazla para kazanacak YA..
O yüzden lafı dolanıyor da dolandırıyor.
.........
Kapı çaldı.. Mücella teyzemdi gelen.
-"Hayırdır Mücella teyze?" dedim.
-"Ümreye gidiyorum, helallik istemeye geldim" dedi.
-"Güle güle git, güle güle gel" dedim.
-"Sağol evladım" dedi.
.....................................
1 HAFTA SONRA
Kapı çaldı... Açtım.. Mücella teyzeydi gelen.
-"Geldin mi?" dedim..
-"Geldim" dedi.. Zemzem suyunu, bir kutu hurmayı elime tutuşturup gitti.
Mücella teyze Umre'ye gidip dönmüştü.. Ama ben
Sörvayvır da kimin elendiğini öğrenememiştim.
Reklamlar bitmemişti çünkü.