Sonradan görmelerin görünmeyen yüzleri-1

Eskiden mahalle bakkalına, “Yaz deftere Mehmet Efendi” diyenlerin, şimdilerde rezidans güvenliğine, “Aç şu kapıyı be adam!” diye bağırdığı o tuhaf araftayız. Evet, belki cüzdanlar şişti, belki binalar yükseldi ama o varoş ruh hâlâ o rutubetli mahalle kahvesinde asılı kaldı.

Her şeyin yenisi makbuldür derler, lakin bazı yenilikler insanın üzerinde emanet duran bir ceket gibidir. Yokluktan gelip, varlığa düşenlerin cüzdanı ferahlayınca, ilk işi rezidanslara, villalara taşınmak olur. Olur olmasına da, asıl dram o kapıdan içeri girdikten sonra başlıyor..

Parayı bulunca soluğu akıllı evlerde alan, nerden geldiğini unutan teknolojinin oyuncağı haline gelen sonradan görmelerin, herkesten sır gibi sakladıkları dijital çilesine kısa bir canlandırma yapalım.

Bakalım, “Sonradan görmelerin görünmeyen yüzleri” nasıl oluyormuş?

***

Parayı bulmadan önce Adana’nın sarı sıcağında buz kalıbıyla serinlemeye çalışan, ama parayı bulduktan sonra ışık hızıyla değişen tipler vardır ya; tam da bunlardan bahsediyorum.

Örnek mi? Oo, malzeme çok elimizde...

Misal;

Akıllı klimaların "vicdan" yapması…

Adana’nın o meşhur, asfalt eriten Temmuz sıcağında eve kendinizi dar atmışsınızdır. Klimanın kumandasına sarılıp, 'şöyle bir kar fırtınası estir' diyeceksiniz. Ama o da ne? Akıllı klimanızın enerji tasarrufu modu devreye girmiştir. Panelde bir yazı belirir; 'Sayın kullanıcı; şu an dışarısı 47 derece.. İçeriyi 18 yaparsam hem çevreye zarar veririm, hem de faturanız kol gibi gelir. Gel biz 26 derecede anlaşalım, sen de bir vantilatör aç… Kendi evinizde klimayla pazarlığa oturursunuz. Eski tip klimada ise düğmeye basardınız, dış ünite uçak motoru gibi bağırırdı, ama içeriyi yarım saatte Palandöken’e çevirirdi. Varsın gürültü yapsın, en azından haddini bilirdi.

Akıllı buzdolabıyla "diyet" çatışması…

Eskiden buzdolabının üzerine faturalar, fotoğraflar, magnetler falan yapıştırılırdı. Şimdiki buzdolaplarında ise bir LED ekran, bir otorite vardır. Örneğin; gece yarısı canı ekmek arası otlu peynir ve sucuk çeken abimiz, parmak uçlarıyla mutfağa süzülür. Tam kapağı açacakken, buzdolabı dile gelir, o da ne; “Sayın Kullanıcı; son kan tahlilinde kolesterol tavan yapmıştı. Bu saatte o sucuk sana haram, git bir maden suyu iç!" Adam içinden, "Ulan paramla rezil oluyorum. Annem bile bana bu kadar karışmazdı!" diye söylenerek yatağa döner. Biz buna dijital vesayet değil, paralı mahkûmiyet deriz.

Akıllı duşta "görgüsüzlük" kazası…

Eski evde elektrikler kesilmesin, şofben patlamasın diye dua edilir, suyun ısısı milimetrik kol hareketiyle ayarlanmaya çalışılırdı. Bizim yeni zengin abimiz panelli duşa girer, dereceyi ayarlar. Tam o sırada ekran kararır; "Sistem güncelleniyor, lütfen bekleyiniz." Şampuan kafada, su buz gibi! Adam duşun içinde; "Ulan 2 milyon dolar verdik, bir tas su bile dökemiyoruz!" diye bağırırken, ultra lüks rezidansın ortasında termal konfor değil, resmen ortaçağ işkencesi yaşar.

***

Görüntülü diyafon ve sepet nostaljisi…

Eskiden bakkalın çırağına camdan sepet sallanır, iki lafın beli kırılırdı. Şimdi görüntülü diyafon var ama sistem "Yapay Zekâ" dolu. Kapıya gelen sanal market çalışanı "Yüz hatları şüpheli" diye içeri alınmaz. Adamı 24 haneli güvenlik kodu için sorguya çeker. Bizimki içeride, "Olum o çocuk bizim mahallenin çocuğu, aç kapıyı!" diye bağırsa da nafile. Akşam alışveriş torbalarını almak için, sitenin öbür ucundaki süper markete yürürken, o akıllı panelin camına bir kafa atası gelir.

“Sonradan görmelerin görünmeyen yüzlerine”, ikinci bölümde devam edeceğiz…