Siyasetin Rüzgâr Gülleri

Sabaha solcu başlayan bir siyasetçimiz, öğle saatlerinde kendini "ülkücü-dindar" saflarda buluyor, akşama doğru ise muhafazakâr-liberal bir kimlikle günü tamamlıyor. Veya tam tersi bir savrulmayla, dün "milliyetçi" olan bugün "devrimci", dün "muhafazakâr" olan bugün "liberal demokrat" kesiliyor. Ne olduğu değil, neyin iş yaptığı önemli artık.

Artık fikir değil, fırsat konuşuyor. Duruş değil, dönüş revaçta. Bir siyasi pusula değil, rüzgâr gülü misali dönüp duran yönsüz lük hâkim. Popüler deyimle, “Nerede trak, orada bırak” mantığı siyasetin ruhunu teslim almış durumda.

Siyasetçilerimiz, inandıklarıyla değil, anlık kazançlarıyla hareket ediyor. Dün eleştirdiklerini bugün savunuyor, dün uğruna mücadele ettikleri ilkeleri bugün yerle bir ediyorlar.

Çünkü artık önemli olan, doğru olmak değil; güçlü olmak. Haklı olmak değil; kalabalık olmak.

Oysa siyaset, günü kurtarma sanatı değil, geleceği inşa etme sorumluluğudur. Duruş dediğimiz şey, rüzgârda savrulmayan, dalga geçse de eğilmeyen bir omurgadır. Bugün bir renge, yarın başka bir renge bürünen siyasetçinin ne geçmişi sağlamdır ne de geleceği.

Siyaset sahnesinde artık "fikir adamları" değil, "fırsat adamları" dolaşıyor. Yıllarca savunduğu çizgiyi bir tweet uğruna terk edenler; omurgasını, makamla takas edenler…

İlkesi olmayanın istikameti de olmaz. Gün gelir, savrulduğu rüzgâr onu tarihin çöp kutusuna fırlatır.

Velhasıl, siyaset bir "dön baba dönelim" oyuncağına dönmüş durumda. Ne yazık ki, bu oyunda sadece dönenler değil, bu döngüyü alkışlayanlar da sorumlu.

Peki çare ne?

Çare; ilkeye, fikre, duruşa ve tutarlılığa dönmekte.

Siyaseti menfaat değil, millet için yapmakta.

Rüzgârla savrulan değil, yön veren olmakta. Saygılarımla.