“Herkes kendi evinin önünü süpürse her taraf temiz olur” değil mi? Bu söz Herkes kendi işini yapsın anlamına geliyor.
Kendi işimizi layıkıyla yerine getirirsek yaşam çarkındaki görevimizi de yerine getirmiş oluruz.
Eğer, “Benim evimin önü de arada kaynar” diye düşünür ve sorumluluk almadan hareket edersek pislik içinde kalacak olan, kendi evinin önü olur.
Peki, siyaset yeterince temiz mi?
Türk siyaset dünyası yıllar içinde o kadar kirlendi ki, bu dünyada “bir kesimin temiz kalabilmesi” çok zor.
Hele hele yıllarca beraber yol yürüyenler, yağan yağmurda beraber ıslananlar, ayrı parti kurup “Biz kirlenmedik, biz temiz kaldık” diyenler. Ben bu parti için çok bedel ödedim diyenler. Hiç kusura bakmayın. Türkiye’de partiler, kamu kaynaklarını paylaşmak için kurulan siyasi örgütlerdir.
Ülkemizde siyaset, zenginleşme aracıdır. Siyasette belirli makamlara gelip de zenginleşmeyen, temiz kalabilen hemen hemen yok gibidir. “Temiz siyasetçi, kirli siyasetçi” derken, her ikisinin de aynı bacaya düştüklerini unutmayalım. Aralarındaki fark, birinin az, diğerinin daha fazla kirlenmiş olmasıdır.
Peki, siyaset bizlerin günlük yaşantısının neresinde? Siyaseti ve günlük yaşantımızı birbirinden ayrı düşünebilir miyiz?
‘’Bence hayır, sizi bilemiyorum.’’
Mahallemizden başlıyor siyaset, sonrasında günlük yaşamımız da devam ediyor. Alınan siyasi kararlar büyükten küçüğe hepimizi ilgilendiriyor anlayacağınız.
Hepimiz her konuda bilgi ve fikir sahibi olamayız. Düşüncelerimiz olabilir, bu düşüncelerin hepsini dayanaksız paylaşamayız. Seçilmiş ve atanmış kişiler bu yüzden bizler adına karar verebiliyor. Bu kişilerin yanlış kararlar verdiğini düşünebiliriz, bu yüzden demokrasiye ihtiyaç var.
Zaten yapılması gereken herhangi bir hizmet zamanında yapılmıyorsa, ne kadar affedici olabilir bilmiyorum ama sorumluluk yüklediğimiz insanlar evinin önünü süpürmeyenler durumuna düşmüş olmuyorlar mı o zaman.
Son söz.
İktidarın evinin önü Türkiye’dir.
Belediyelerin evinin önü şehirleridir. Hoşçakalın.