Sir Percy Loraine(3)

1933-1939 yılları arasında İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Sir Percy Loraine, 10 Kasım 1948 günü Atatürk'ün 10'cu ölüm yıldönümünde, BBC Radyosu'nda yayınlanan bir anma konuşmadan söz ediyorduk;

***

Gene de kanunlara aykırı davranışlarda bulunmaktan kaçınmıştır.

Büyük Millet Meclisine karşı büyük bir saygısı vardı.

İç işlerde başlıca amacı, o sırada pek işlemezse de ileride durumun gerektirdiği şekle uyup gelişebilecek esneklikte bir siyasal düzen ortaya koymaktı.

Pek çok kimsenin sandığı gibi, sağa sola emirler yağdırmak şöyle dursun Atatürk, bakanları her zaman kendi sorumluluklarını yüklenmeye zorlardı.

Öyle sanıyorum ki, eğer yaşasaydı, belki bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylığını koymayıp, kurduğu düzenin,kendisinin yokluğunda görmek için bir köşeye çekilecekti.

Ancak arkadaşları ve danışmanları bırakır mıydı, bunu kestirmek güçtür.

Onun bütün tutumu şuydu; kendisi Cumhurbaşkanı olarak devletin başıydı.

Memleketin yönetimi Büyük Millet Meclisine karşı,Anayasa'yı uygulamakla görevli olan hükümetin göreviydi.

Atatürk Cumhuriyetin ilk yıllarında, bugün bizim 'halk idaresi' diye bildiğimiz yönetm için zaman ve halkın daha hazır olmadığını biliyordu.

Halk, Sultanlık ve İmparatorluk devrinin gelenekleriyle yoğrulmuş bir durumdaydı.

Bu alanda İttihat ve Terakki günleri de bir değişiklik getirmemişti.

Onun için, önce hem bu halk, hem de kabinede görev alan Bakanlar, Anayasa'nın kendilerine yüklediğiyeni sorumluluklar konusunda eğitilmeliydi.

Bu arada bir yandan da işlerin yürütülmesi, Türkiye'nin modern, ilerici bir devlet olarak ihtiyaçlarının incelenmesi ve bu ihtiyaçların, eldeki kaynakların yettiği ölçüde karşılanması gerekiyordu.

Hepsinden önemlisi, uzun ömürlü bir iktisat sistemi kurmak şarttı ve Atatürk daha 1923yılında, çekinmeden ulusuna, böyle bir sistem 10 yıl içinde kurulmadıkça Kurtuluş Savaşı'nda katlanılan sıkıntıların,gösterilen çabaların  boşa gideceğini söylemiştir.

Kemal Atatürk'ün ileriyi görüşü o kadar keskin ve isabetli, olayların alacağı yön, halkın duyguları ve Türkiye'nin dış ilişkilerini gerekleri konusundaki sezişi o kadar doğruydu ki, çevresindekiler kendilerine güç ve karışık gelen meselelerde  ne yolda hareket edeceklerini ona danışırlardı.

Bu gibi durumlarda karşısındakine her zaman yardıma hazırdı.

Ancak emretmez, sadece yol gösterirdi.

Peki dış siyasette Atatürk, diktatörce denebilecek neler yaptı?

Hiç...

Komşuları yeni Cumhuriyetin bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı gösterdiği sürece, o da barışçı, uzlaşıcı, savaşı önleyici, dostçabir siyaset güttü.

Rusya ile olan kavgaya son verilip, yakın işbirliğine geçildi.

Yalnız, Bulgaristan'ın katılmadığı "Balkan Antlaşması"yla Balkanlardaki anlaşmazlıklar bir çözüme bağlandı.

İran, Irak ve Afganistan'la yapılan "Sadabad Saldırmazlık Paktı" Türkiye'nin Doğu sınırlarında kesinlikle barışı sağladı.

Fransa ile ilişkiler iyi ve dostça'ydı.

Faşist İtalya'yla normal, İngiltere'yle tam bir uzlaşmayla kalınmamış, bugün sürdürüldüğüne çok sevindiğimiz, yakın ve dostça ilişkiler de geliştirilmiştir.

Ve son olarak, Atatürk Türkiyesi'nin kendi sınırları konusunda güttüğü siyaset, bu sınırların değişmez olduğudur.

Bütün yukarıda saydıklarımızın diktatörlük siyasetiyle bir ilgisi var mıdır?

Bu sorunun cevabı elbette 'hayır'dır.

(Devam Edecek)