Sıcak Para Politikası

Seçimlerin ardından kurulan yeni hükümetin izleyeceği anlaşılan ekonomi politikasının ana hatları aşağı-yukarı belli olmuştur. İlk adım olarak, döviz kurlarının yükselmesine kontrollü izin verilmektedir. İkinci adım “politika faizinin” kademeli artırılmasıdır. Değinilen iki adımın ardından yurt dışından gelecek olan dolar ve avrolar yüksek kurdan TL’ye dönecek, yükselen faizinden yararlanmak için devlet tahviline, hazine bonosuna, vadeli mevduata veya yüksek getiri potansiyeli bulunan borsaya yatırılacaktır. Bu şekilde uygulanacak olan ekonomi politikasının adı, finans dilinde başka olsa da gerçekte “sıcak para” politikasıdır.

Hedeflenen döviz girişi, döviz ihtiyacının üzerine çıkması durumunda, kurlar önce sabitlenecek, daha sonra düşüşe geçecektir. Siyasi iktidar döviz kurlarını düşürdüğünü gururla anlatacak, yandaşlar davul zurna eşliğinde bu durumu kutlayacaktır. İç ve Dış basın hükümetin “başarılı ekonomi” politikasını, her türlü platformda anlatılacaktır. Kendi ülkelerinde yıllık kazançları % 4-5 olan yabancıların, bu politika sayesinde, ülkemizdeki kazancı % 30-40’ı bulacaktır. Sıcak paranın yabancılar için ekonomide yarattığı “ cenneti” eleştirenler, her zamanki gibi dış güçlerin uzantıları, Türkiye'nin iyiliğini istemeyen, Türkiye düşmanları olarak nitelendirilecektir.

Yazımın buraya kadar kısmını okuyanların biz bu filmi defalarca izledik dediğini duyar gibiyim. Evet ne yazık ki bizler bu filmin çok kötü kopyalarını defalarca izledik. En sonuncusunun 2001 krizinden sonra vizyona konulduğu hatırlanacaktır. Yukarıdaki paragrafta kısaca izah edilen para girişine, finans dili “portföy yatırımı” dese de gündelik dilde “sıcak para” denilmesinin bir hikmeti vardır.

Gelelim sıcak paranın istenilmemesinin nedenlerine…… öncelikle yukarıdaki paragraflarda izah edildiği şekilde, yüksek kur-yüksek faiz-düşük kur sarmalıyla, orta ve dar gelirli kesimin emeği yabancılara peşkeş çekilmektedir. Bununla birlikte, kurların düşmesiyle ithal mallar ucuz, yerli üretim pahalı hale gelmektedir. Ülke içerisinde fabrikalar kapanmakta, işsizlik artmakta, ithalatın patlaması sonucu dış ticaret açığı, dış ödemeler dengesini bozmaktadır. Vergi gelirleri düşen devletin çaresi daha fazla borçlanmaktır. Yerli ve milli işletmeler hızlı bir şekilde yabancıların eline geçmekte, ülke kaynakları dışarıya akmaktadır.

Yukarıdaki satırları okuyanlardan, Türkiye’de 2001-2010 yıllarında uygulanan “sıcak para” politikası sonucu, nelerin değiştiğini düşünmelerini istiyorum. Bir önceki paragrafta anlatılanların ülkemizde olup olmadığını “vicdanlarını” hakem yaparak değerlendirmelerini diliyorum. Kapatılan veya satılan devlet işletmelerini, yabancıların eline geçen özel sektör firmalarını yazmaya kalksam bu sayfanın yeterli olmayacağı açıktır. Ülkemizin 90 milyar dolar olan dış borcunun 600 milyar dolara çıktığını, işsizliğin, fakirliğin ve enflasyonun tarihi zirveleri zorladığını söylememin, olanların özetine yeterli olacağını düşünüyorum.

Saygılarımla,