Yüreğir cephesinden gelen son haberler, aslında Adana’da uzun süredir için için kaynayan CHP kazanının nihayet taştığını gösteriyor.
Geçtiğimiz günlerde görevinden alınan Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı, sessizliğini bozdu.
Hem de ne bozmak!
Çıktı, açık ve net bir şekilde "Belediye Başkanı örgüt yöneticileri tarafından tehdit ediliyor” dedi. CHP Adana İl ve Yüreğir İlçe yönetimlerinin acilen görevden alınmasını istedi.
Kısacası Demirçalı, pimi çekilmiş bombayı masanın tam ortasına bıraktı.
Şunu peşinen söyleyeyim: Bu çıkış beni zerre kadar şaşırtmadı.
Niye mi?
Çünkü Ali Demirçalı ile CHP Adana İl Başkanı Anıl Tanburoğlu’nun bir türlü anlaşamadığı, yıldızlarının barışmadığı zaten sağır sultanın bile malumuydu.
İş öylesine çığırından çıkmıştı ki; Demirçalı, belediye kadrolarında yer alan CHP yönetimindeki bazı isimleri gözünü kırpmadan kapının önüne koymuştu.
Sadece bu kadar da değil.
Hatırlayın o meşhur meclis üyeleri krizini!
Encümen seçimlerinde kendi partisinin meclis üyeleri gidip göz göre göre rakip partinin adaylarına oy verdi Yüreğir’de. Kendi içindeki meclis üyesini bile ikna edemeyen, bir arada tutamayan, sürekli birbirinin kuyusunu kazan bir parti örgütü yapısı var ortada.
CHP Yüreğir İlçe Başkanı Sabri Sarı da aynı sertlikte cümlelerle Demirçalı’ya yüklendi.
CHP Adana’da kaynayan bir kazan.
Pekiyi! Şimdi size soruyorum;
Kendi içinde bu kadar bölünen, mesaisini vatandaşa hizmete değil de tamamen birbirini alt etmeye harcayan bir siyasi aklın yerelde başarılı olma ihtimali var mı?
Yok.
Koca bir sıfır!
Zaten bu düşünce yapısının faturasını, yönettikleri belediyelerin içine düştüğü hizmet kısırlığında çok net biçimde görüyoruz.
Adanalı hizmet beklerken, parti içi kayıkçı kavgalarını izlemek zorunda bırakılıyor.
Üstelik bu kriz sadece Yüreğir’e has da değil. Koskoca Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer arasında yaşandığı iddia edilen o derin çekişme ve bitmek bilmeyen polemikler de işin tuzu biberi.
Çukurova’nın iki büyük gücü bile ortak sinerji yaratmak yerine didişmeyi tercih ediyor.
Gelelim işin en can alıcı noktasına...
Yıllar yılı dillerden düşürülmeyen meşhur bir eleştiri vardı. Ne denirdi AK Partililer için?
"Servete, şöhrete ve şehvete yenik düştüler."
Bugün Adana’da, CHP’li belediyelerde yaşanan güç zehirlenmelerine, koltuk kavgalarına ve adam kayırmacılığa bakıyoruz... Aynı suçlamaların, o meşhur makam ve servet zehirlenmesinin artık CHP’liler için de yüksek sesle dillendirildiğini duyuyoruz.
Demek ki neymiş?
Sorun sağda ya da solda değilmiş.
Mesele falanca ideolojinin ya da filanca partinin ambleminde gizli değilmiş.
Sorun, doğrudan doğruya "şahıslar" ve "sistem" meselesiymiş!
Siz kurumsal yapıyı liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kurmazsanız; o koltuğa oturan kim olursa olsun, bir süre sonra gücün cazibesine kapılıp yoldan çıkıyor. İdeolojiler değişse de bu acı gerçek asla değişmiyor.
Ali Demirçalı’nın isyanı, il örgütünün katı tavrı veya meclis üyelerinin hizipçiliği... Bunların hepsi çürümüş bir siyasi kültürün semptomlarından ibarettir.
Sonuç?
Adanalı artık bu kısır çekişmelerden, bu ucuz koltuk kavgalarından çok ama çok yoruldu.
Haberiniz olsun.