Semt pazarları yangın yeri!-2

PAZARCI ESNAFI AYRI, VATANDAŞ AYRI DERTLİ!

‘Pazarın Nabzı’ programı, 5 Ocak TV’nin halkla iç içe olduğu bir program. Çünkü hangi semt pazarına gitsem, elimde mikrofonu gören esnaf hemen yanına çağırıyor ve ‘Gelin biraz da bizi dinleyin, bizim de anlatacaklarımız var’ diyor ve seslerini duyurmak istiyorlar.

Onlarca pazarcı esnafıyla sohbet ettim, dertleştim, sorunlarını dinledim. Tüm esnafın dilinden ortak bir cümle çıkıyor; ‘Bıktık, yıldık, usandık!’

‘Neyden bıktınız, yıldınız, usandınız?’ diye soruyorum; Ellerini-kollarını savurarak ve haykırarak başlıyorlar konuşmaya.

***

“ADANA’DA MEYVE ALAN KALMADI!”

Örneğin; 5 Ocak TV olarak geçen hafta Huzurevleri Mahallesi Şehit Piyade Er Halil İbrahim Şık Kapalı Semt Pazarı’nda vatandaşın ve esnafın nabzını tuttuk. Pazarda meyve tezgâhı olan bir esnafımızla sohbet ettim. Sadece tek bir soru sordum; İşler nasıl? Pazarcı esnafı; “Armut, üzüm, şeftali satıyorum. Armudun kilosu 15, şeftalinin kilosu 13, üzüm ise 12 TL. Bu nedir arkadaş? Adana’da yaşıyoruz, hayırdır ya! Yazık bu insanlara! Yazık bizim gibi gariban esnafa, yazık!” diyerek resmen bağıra, bağıra isyan etti.

Tezgâhının altında çürümüş, yenmez haldeki armut kasalarını gösteren esnaf, “Bakın elimde 3-4 kasa armut kaldı. Bu ürünlerin hepsi zarar! Kilosunu semt pazarında bile 15 TL’ye satıyorum. Gelin görün ben bunu halden kaça alıyorum? Yani hem esnaf, hem vatandaş bitmiş durumda. Yetkililer nerede? Atıp tutarak ekonomimiz çok iyi olduğunu söyleyen, bizi yönetenler nerede? Gelin bir semt pazarı dolaşın… Vatandaşın, esnafın, ahalinin halini görün” diyerek içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalıştı.

“TORUNLARIMA YALAN SÖYLEMEK ZORUNDA KALIYORUM!”

Semt pazarında röportaj yaptığımız esnafın ardından, alış verişe gelen bir vatandaşla konuşalım dedim. Demez olaydım! Nedenini şimdi daha iyi anlayacaksınız.

Neyse lafı daha fazla uzatmayayım. Mikrofonu emekli olduğunu söyleyen bir amcaya uzattım ve sordum, ‘Pazarda fiyatlar nasıl? İstediklerinizi alıp, pazar arabanızı doldurabildiniz mi?’ diye sordum. O yaşlı amcadan aldığım cevap beni gerçekten çok üzdü. Noktasına virgülüne dokunmadan aynen aktarıyorum;

“Evladım, 70 yaşında emekli bir adamım. Evde küçük çocuğum yok, ama iki torunum var. Benimle pazara gelmek istediler. Ben ise hayır gelemezsiniz, orası çok kalabalık dedim. Anlayacağınız yalan söyledim! Peki, neden yalan söyledim biliyor musun?”

Gözleri doldu, elleri ve dudakları titremeye başladı! Sözlerine şöyle devam etti; “Geçen seneye kadar torunlarımla pazara giderdim. Benimle pazara gelmeyi çok severler. Çünkü istekleri meyveyi alabiliyordum. Ama şu an bırakın meyve almayı, sebzeyi bile zar-zor alıyorum. O yüzden artık pazara torunlarımı götürmüyorum. Torunlarıma yalan söylemeye utanıyorum, ama buna mecburum. Onları üzmek, boyunlarını bükmek istemediğim için yalan söylemek zorunda kalıyorum. İşte halimiz be evlat!” dedi ve yanımdan hızlıca uzaklaştı.

***

İşte vatandaşın son hali! Sadece emekli bir amca ve esnafla yapmış olduğum röportajdan örnek verdim. Daha niceleri var, varın gelin gerisini siz düşünün...

Yetkililer; gelin halkın içine karışın, biraz çarşıda pazarda dolaşın diyeceğim…

Aynı havayı biraz da siz soluyun diyeceğim…

Kendinize gelin artık diyeceğim…

Kameralar karşısında boş, boş konuşup, artık milleti oyalamayın diyeceğim…

Daha da önemlisi; asgari ücretle gelin siz de 1 ay geçinin diyeceğim…

Çok mu şey istiyorum?

Halep oradaysa, arşın burada…