İlk bölümde; kamu kurumlarında çalışanlara kısaca göz atmış, çalışanların yapması ve yapmaması gerekenleri tek tek sıralamıştım.
Şimdi gelelim özel sektör çalışanlarına…
Acaba özel sektör çalışanlarının iş hayatında başlarına neler geliyor, işlerini kaybetmemek için ne gibi zorluklara göğüs geriyorlar!
Hadi kısaca bir bakalım…
Ama önce; Eyy işverenler, tamam anladık..
Personelinize iş vermiş, maaş bağlamış, sigortasını yatırıyorsunuz.
Allah razı olsun!
Amma, maaş verdiğiniz işçinin de üstüne bu kadar gidilmez ki be kardeşim.
Neden mi böyle düşünüyorum?
İşte nedeni…
***
Öncelikle; Özel sektör çalışanın mesai kavramı, belli bir saati yoktur.
Akşam herkesten geç çıkılır, sabah işe 5 dakika geç kalındığında yemediği azar kalmaz.
Bir işçiden 3-4 kişilik performans beklenir.
Öğle yemeği yoktur!
Hafta sonu tatili, resmi tatilleri yoktur!
Bir işiniz mi çıktı? Asla izin alamazsınız!
Şeş kaza izin mi aldınız; bunun için kırk takla atarsınız!
Bir işçinin sağlık problemi olamaz!
Her daim sağlıklı, dinç ve işinin başındadır.
Özel bir işi, özel bir günü olmaz olamaz.
Olursa da, mesai saatleri dışında olur.
Resmi olarak haftalık bilmem kaç saatlik çalışma saati, olması gerekenin 2-3 katıdır.
Resmiyette bir işçi, bütün bu olumsuzlukları hiç yaşamaz.
Çünkü işveren her şeyi kitabına uydurmuştur.
Üstelik bir işçi bunu asla ve katta kanıtlayamaz.
Çünkü maaş bordrolarına haklarını dört dörtlük aldığına dair imzalar çoktaan atılmıştır.
Acı veren ise, işçi olanların farkındadır, fakat başka çaresi yoktur.
Maaş zamanı geldiğinde ise, patronların büyük lütfuyla karşılaşır.
‘Maaşlarız yattı!’, der ve ortalıkta kasıla kasıla gezinir.
Bazı olumsuzluklara, haksızlıklara karşı hafiften çemkirdiniz diyelim..
Karşı taraftan şöyle cevap gelir; “İşine gelirse! Dışarda bu işi yapacak binlerce işsiz var!” der ve konu otomatikman kapanır.
***
Özel sektörde çalışmak gibisi yoktur!
İşte olan, işte kalır misali…
Demem o ki; Özel sektör çok özeldir, onu biliyoruz,
Ya çalışanlar; Onların hiç mi ‘Özel’liği yok!