Önceki yazımda da bu başlığı kullanmıştım. Burada şunu demek istiyorum. Seçimler bir şekilde ve büyük ihtimalle olacak. Olacak da seçimin sonucunda neler olmalıdır, onu da mutlaka göz önüne almalıyız.
Bu anlayışla baktığımızda seçimin sonucunda en çok beklentimiz, istediğimiz ve hatta tartışmadığımız konu şudur ve bu olmalıdır: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Milli-Tekil(Üniter) bir devlettir. Milliliği, çok dilli, çok dinli, çok mezhepli, çok milletli bir İmparatorluk yapısı içerisinden Türk Milletinin olağanüstü ve son bir gayretle bağımsızlığını kazanmasından gelmektedir. Tam ifadesi ile bir avuç Türk aydınının Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde dünyaya meydan okuyarak Türk Milletinin bağımsızlığını kazanmasını ve devletin sürekliliğini sağlamışlardır.
Devlet yapımızın Tekil(Üniter) olması ise, devletin kurucu aslî unsurunun Türk Milleti olmasından kaynaklanmaktadır. Anayasada din, dil, ırk gibi ayrımlar kanun karşısında kabul edilemez demesi doğrudur ve bu durum Tekil(Üniter) bir devlet yapısı olmasına engel değildir. Büyük ATATÜRK, 1925 yılında "Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk Milleti denir" diyerek devletimizin Tekil olmasının ne demek olduğunu gayet güzel özetlemiş ve açıklamıştır.
Bu kısa açıklamalar ışığında günümüz değerlendirmelerine gelecek olursak, bir takım konuşmaların, beyanatların, söyleşilerin içeriğine bakmak gerektir.
100 yıldan beri süren bazı tartışmalar son 20 yılda daha da artmıştır. Türk Bayrağı adının tartışılması, Türkiye adının tartışılması, Anayasadan TÜRK ve ATATÜRK adlarının kaldırılması vs vs. Hatta hızını alamayıp Türk diye bir millet, ırk yoktur deme cesareti gösterenlerin bile olduğunu gördük ve duyduk. Türkiye Cumhuriyeti yerine Anadolu Cumhuriyeti, Anadolu İslâm Cumhuriyeti olmalı diye fikir beyan edenleri son yıllar içerisinde gördük. İnsanlar fikirlerini söylemesinler mi diye yaklaşanlara şunu söyleyebilirim: Yukarıda kısaca temel özelliklerini saydığım Devletimizin bu özelliklerini koruması adına ben de fikirlerimi söyleyemez miyim?
Bu konuda son bir kaç gün içerisinde yaşanan bir örnekle daha anlaşılır bir açıklama yapmak mümkündür. Hüdapar diye bir partinin Genel başkanı, Türk Bayrağı, Anayasanın ilk maddesi ile ilgili görüşlerini söyledi ve bu konularda sıkıntılarının olduğunu açıkça beyan etti. Bunun üzerine Tuğrul Türkeş de kendisine şöyle cevap verdi: "Onun o bayraktan rahatsız olma hakkı varsa benim de Hüdapar'dan rahatsız olma hakkım demokratik bir hak. Yapsın da görelim"
İnanın bu konuları parti, grup, kişi, zümre bağlılığı ile ve seçim değerlendirmesi olarak görmüyorum. Sadece kırmızı çizgiler ne olmalıdır onu orta yere koymaya çalışıyorum.
Seçim sonuçları ne olursa olsun, bugüne kadar seçim sonuçları ne olduysa ve seçim sonucunda değişmeyen temeller neler ise yine bu seçim sonucunda da öyle olmalıdır diye yazıyor ve anlatıyorum. Onun için seçimler ve sonuçları başlığını atıyorum. Dün de seçimler oldu, hem de çok çetin seçimler oldu. Bugün de seçimler oluyor ve herhalde yarınlarda da seçimler olacak. Ancak, değişmemesi gereken ve yerinden oynamaması gereken taşlar var ve bu taşlar öyle kalmalıdır. Günlük koltuk sevdası uğruna Türk Milletinin geleceği risk ve tehlike altına atılamaz.
Bir devletin mutlaka kırmızı çizgileri vardır ve mutlaka da olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de Türk Milletine bağlılık temel ilke ve felsefesinin dışında somut olan göstergesi de Anayasamızın ilk dört maddesi ve 66. Maddesidir. İşte en somut kırmızı çizgi budur. Anayasanın ilk 4 maddesi atıf yaptığı Başlangıç İlkeleri ile birlikte bu ilk 4 madde tartışılamaz bile.
Ne demek bu maddeler tartışılmalıdır? Ne demek bu maddeler tartışılamaza kim karar verdi? Böyle bir soru olabilir mi? Türk Milleti karar verdi!
Tamam, silahlı eylem olmadıktan sonra insanlar fikirlerini söylesinler diye son derece yumuşak bir bakış içerisinde olalım ama da, bu fikirlerin sınırı nedir? Kim neyi nereye kadar söyleyecek? Bunun sınırı da tarih değil midir? Tarih bize Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran iradenin ilke ve felsefesini mutlaka koruyacaksınız diye emretmiyor mu? Tarihin böyle bir emrine karşı nasıl bir tavır sergilemeliyiz?
Bu anlattıklarım seçimlerde oy vermenin, seçimlerde taraf olmanın çok üstünde bir gerçektir. Kimsenin oyunu, kimsenin taraflılığını belirleme gücüne sahip değilim, böyle bir niyetim de yok. Ama, oy verme ve taraf olma görevini yerine getirenlerin en temel ilkelerinin ne olması gerektiği hakkındaki düşüncelerimi söylemeden de geçemem elbette.
Ülkemin büyük sıkıntılar içerisinde olduğunu çok yakından biliyorum. Devletimizin kuruluş ilke ve felsefesini korur isek ancak bu sıkıntıları aşarız. Onu da biliyor ve inanıyorum.