Seçimden Sonra Ekonomi Modeli

Ülkemiz 14.05.2023 günü 13. Cumhurbaşkanı ile parlamento üyelerini belirlemek için seçime gidiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda neticelenmez ise 2.tur için 28.05.2023 tarihinde ikinci kez sandık başına gitmiş olacağız. Yapılacak seçimin medeni bir ulusa yakışacak şekilde sakin, olaysız, milletin iradesinin sandığa yansıdığı şekilde geçmesini, ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Bu temennimin ardından, bu günkü yazımın konusunu teşkil eden, seçim sonrası nasıl bir ekonomik modelin uygulanması gerektiği sorusunun cevabını, birlikte bulmaya çalışmanın uygun olacağını düşünüyorum.

Öncelikle şu andaki ekonomi modelimize ana hatlarıyla bakalım…. Gerek içeride ve gerekse dışarıdaki ekonomi ile ilgili tüm platformlarda, yerli ve yabancı yatırımcılara “serbest piyasa” kurallarının geçerli olduğu liberal ekonomiye sahip olduğumuzu söylüyoruz. Ancak faiz oranları, döviz kurları, borsadaki hisse senetlerinin değerleri, altın, mal ve hizmetlerin fiyatları, ücretler ve şirket karlılıkları gibi liberal ekonomilerde “serbest piyasada” doğal yollarla oluşması gereken temel parametrelere, hükümetin devlet imkanları ile müdahale ettiği gerçeği karşımızda durmaktadır.

Bu müdahaleler her şeyden önce “adil rekabet” ortamını ortadan kaldırmaktadır. Adil rekabet ortamı olmayınca, doğal olarak yukarıda sayılan parametreler yapay bir şekilde oluşmakta, bu parametrelere hükmedenler aşırı zenginleşmekte, özellikle ücretten başka geliri olmayan orta ve dar gelirli kesim ise “hayat pahalılığı” diye tanımlanan ekonomik sıkıntılar karşısında ezilmektedir. Enflasyonist ortam dar gelirli kesimden, zenginlere ölçüsüz kaynak aktarmaktadır. Öte yandan, iktidara yakın olanlara ihale, teşvik ve kamu bankaları yoluyla verilen düşük faizli, uzun vadeli krediler ile her dönem iktidarının kendi zenginini yarattığı bir ekonomik model, kendi mecrasında vücut bulmaktadır.

Yukarıda ana hatlarıyla özetlenen bu ekonomik modelin devam etmesi mümkün değildir. Çünkü bu model, yüksek enflasyon, sürekli tekrarlanan kur atakları, yüksek faiz, bireylerin ve devletin aşırı borçlanması, dış ticaret ve ödemeler dengesi açığı gibi olumsuzluklar yaratmaktadır. Sözü edilen olumsuzlukların bedelini, her zaman orta ve dar gelirli kesim eğitimsiz, işsiz, fakir ve daha az sağlık hizmeti alarak ödemektedir.

Dolayısıyla, yeni kurulacak ekonomi modelinin, devletin iktisadi hayata müdahalesini asgariye indiren, adil rekabet ortamını yaratan, “yandaş” diye bir kavramın olmadığı, ihale, teşvik ve düşük faizli, uzun vadeli kredilerin ülke refahına pozitif katkı sağlayanlara verildiği bir yapıda olması hayati derecede önemlidir. Yine, ülke kaynaklarının dini, siyasi ve ideolojik hedefleri olan gruplara değil, ileri teknoloji içeren, ihracat potansiyeli yüksek mal ve hizmet üreten yerli veya yabancı yatırımcılara, açık, kuralları belirli, denetlenebilir bir sistemle aktarılması gerekmektedir.

Toplumumuzun çok büyük kısmını emeklilerin, ücretlilerin, çiftçilerin, esnafların ve küçük işletme sahiplerinin oluşturduğu, değinilen kesimlerin en dezavantajlı grupta yer aldığı göz önünde bulundurularak, bu kesimlerin hayat standartlarının Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkeler seviyesine çıkarılması için gerekli düzenlemelerin, yeni ekonomi modelinde mutlak surette yer alması zarureti bulunmaktadır.

Saygılarımla,