SAVAŞ ve SAĞLIK

İnsanlık tarihi savaşlarla doludur. İlk insan topluluklarından, günümüz modern toplulukları, ülkeler ve devletler halâ savaşıyor. İnsanlık tarihi boyunca savaşlar, hep devam etmiştir.Barış içinde, huzur içinde yaşamak dururken neden savaşılır? Elbette ki savaşların başta hegemonya kurmak, coğrafi ve ekonomik nedenler olmak üzere, bir çok nedenleri var. İşte Ortadoğu coğrafyasındaki durum. ABD, taa 10-11 bin km. öteden gelip savaşa iştirak ediyor. Peki neden? Dünyadaki güç dengelerine baktığımız zaman, bunun nedenini çok net olarak görebiliriz. Alan hakimiyetinden, su-petrol-doğalgaz hakimiyetine kadar sebepler var.

Savaşlar, ülkelerin insan kaynaklarını, ekonomik zenginliklerini ve kültürel birikimlerini yok eden felaketlerdir. Savaşta temel duygu, yaşama içgüdüsü ile hayata sarılmak ve ölmemek için öldürmek gerçeği ile yüzleşmektir diyebiliriz.

İnsanoğlunun 4000 yılı aşan yazılı tarihi boyunca maalesef birçok savaşlar yaşanmıştır. Dünya üzerinde nerede ise savaşsız geçen yüz yıllık barış dönemleri bile çok nadirdir. Tüm çabalara ve barış adına kurgulanmış nice uluslararası örgütlere rağmen, insanoğluna sürekli barışı yaşatacak bir ortam halen kurulamamıştır. Kurulabilir mi? Meçhul…!!!

Savaşın insanlara getirdiği onarılması güç dertlerin ve nerede ise bir afet gibi üzerlerine çöken savaş belâsının belki de tek olumlu tarafı, insan sağlığı konusundaki gelişmelerdir dersek, bir gerçeği ifade etmiş oluruz! Nasıl mı? Savaş yapmak ve tıpta atılımlar yaşamak gerçekten birbirine taban tabana zıt olmakla birlikte, bu bir insanlık ve uygarlık gerçeği sayılmalıdır.

Savaşın insan yaşamına ve sağlığına mal olan acımasızlığı yanında, sağlık hizmeti sunan gene aynı insanoğlunun savaşın çarpıcı ve kanlı izlerini kısmen olsa bile silebilmek konusundaki heyecanı, tıp biliminin atılımlarına fırsat yaratmıştır.

Eski dönemin kesici savaş aletlerinin neden olduğu ve çok ağır yaralanmalar olarak ölümcül sorunlar listesinin ilk sırasını alan uzuvların tahribatının savaşçıyı öldürmesini engellemek üzere, ağır yaralı uzvun kesilmesine karar verilmesinin ilk işaretlerini Eski Mısır’dan ve ünlü Anadolu hekimi Hipokrat’tan öğreniyoruz. Tıpta ampütasyon olarak tanımlanan bu yöntemin yanı sıra, kanamayı durdurmak için kızgın demirle ve kaynar yağla dağlamak metodu o dönemler de kayıtlara geçmiştir.

Günümüzün siren sesleri ile sıklıkla karşımıza çıkan hasta ve yaralı taşımak sistemi olan ambülâns düzenini de, gene savaşlara borçluyuz. Napolyon döneminde atlı arabalar ile yaralıların cepheden geri plânda olan sağlık merkezlerine taşındığını biliyoruz. I. Dünya Savaşı sırasında ise, atlı hasta arabalarının yerini motorlu araçların aldığını ve ambülâns olarak tanımlandığını görüyoruz. Kore Savaşı sırasında da ambülânsların helikopter taşımacılığına terfi ettiğini, Vietnam Savaşı sırasında daha gelişen bu yeni düzen ile cephedeki ölüm oranının % 4.5’akadar düşürüldüğünü de biliyoruz.

Gene Napolyon döneminde, ordunun baş cerrahı Dominique Jean Laney, ilk kez ön saflara sağlık ekiplerini sürmüş ve tıpta ilk-yardım denen birinci tedavi aşamasını yaratmıştır. Bu örnek, Amerikan İç Savaşı, Almanya-Fransa ve Osmanlı-Rus Savaşları sırasında daha da gelişmiş ve ön saflara yakın küçük sağlık birimleri devreye sokulmuş, bunların arkasına da yerleşen büyük sağlık merkezleri ile irtibatları sağlanmıştır.

Savaş birliklerine yakın çalışan ön cephe sağlık elemanları ilk-yardım, kanamayı kontrol etmek ve acil cerrahi girişimlerle çok yararlı çalışmalar yapmışlardır. Böylece temeli atılan acil cerrahi girişimler sonrası, ön cephede % 80 olan ölümler, Irak ve Afganistan Savaşları sırasında % 15’e düşürülmüştür. Savaş zayiatları bu son atılımlara kadar hayli yüksek sayılırdı. Örneğin; Homeros, ön safta yaralanan her dört askerden üç tanesinin orada öldüğünü kayıtlara geçmiştir. Acil cerrahi ameliyatlarının gelişen tekniklerle ön safta yapılması ile bu yöntem izlenebileceği gibi yüz güldürücü olabilmiştir. Kaldı ki, II. Dünya Savaşı sırasında yeni geliştirilen teknolojiler sonrası savaş yaralıları tren, gemi, helikopter ve uçaklar içerisinde dahi tedavi edilebilir hale gelebilmiştir.

Savaşlar, harp sırasında yaralanan ve hasta olanların bakımı adına da yeni bir meslek ortaya çıkarmıştır. İlk örnek Kırım Savaşı sırasında İstanbul’a taşınanlara verilen hasta ve yaralı bakım hizmetidir. Ki, FlorenceNightingaleadı ile ölümsüzleşen hemşirelik hizmeti, modern tıbbın en önemli adımlarından bir tanesidir.

Savaş yaralılarının en ciddi sorunu, enfeksiyon kapmaları riski olmuştur. Gene harp cerrahisi uzmanlarınca antiseptik kullanımı ile yaraları korumak ve yaralanma bölgesini bilimsel ölçülerle temizlemek ve de pansuman yapmak yöntemleri yaratılmıştır. AlexandrFleming tarafından keşfedilen Penicilin ise, ilk kez II. Dünya Harbi sonrası savaş yaralanmalarında da kullanılabilir miktarlara gelebilmiştir.

Savaş yaralarının üçte biri uzun kemiklerin kırılması olduğundan, ilk kez Kırım Savaşı sırasında kırıkların alçı ile tespiti akla gelmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında da aynı amaçla uzun metal çiviler kullanılarak kırıkların çabuk iyileşmesi yöntemi geliştirilmiştir.

İlk kez yapılan kan nakli işlemini de İspanya İç Savaşı’na borçluyuz. Şişeler halinde stoklanması zor olan kan üniteleri, Kore Harbi sırasında ise plastik torbalarla tanışmıştır.

Gene II. Dünya Savaşı sırasında Amerikan askerlerinin 89.000 tanesinde el yaralanması saptanmış ve tedavilerine çalışılırken mikro-cerrahi denen yeni sistem devreye girmiştir. Keza bugün adına rehabilitasyondenen tedavi sonrası bakım ve insanları yeniden yaşama uyarlamak tedavisini de savaş gazilerine borçluyuz.

Tüm bu yenilikler ve sağlık sisteminin olumlu keşifleri, tabii ki savaşları mazur gösteremez. Ama gene de bir taraftan insani katliam yaratan insanoğlunun, gene kendisinin sağ omzunda yer alan iyilik meleği, belki de günahlarının kefaretini az olsa da ödemek adına, sağlık hizmeti için olumlu adımları yaratabilmek çabalarını eksik etmemiştir.

SON SÖZ: ‘’ SAVAŞMA, SEVİŞ’’