20 Mayıs 1938'de Menemen'de doğdu.
Ortaöğrenimini İzmir'de bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. 1959 yılında buradan mezun oldu.
Askerliğini Çubuk'ta yedek subay piyade asteğmen ve teğmen olarak yaptı.
Burhaniye Hakim Adayı olarak mesleğe başladı. Sırasıyla Orhaneli ve Erzurum Cumhuriyet Savcılığı, Bingöl Sulh Hakimliği, Tokat ve Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, İzmir Ceza Hakimliği ve Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi ile Adli Yargı Adalet Komisyonu görevlerinde bulundu.
‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Hukuku’ adlı eserinin yanı sıra çeşitli yerlerde yayınlanmış makaleleri bulunan ve 1984 yılında Yargıtay Üyeliğine, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 1994 ve 1998 yıllarında iki kez Yargıtay On birinci Ceza Dairesi Başkanlığına seçildi.
Yargıtay On birinci Ceza Dairesi Başkanı iken, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca gösterilen adaylar arasından 19 Aralık 2000 tarihinde Cumhurbaşkanınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına seçildi.
20 Mayıs 2003'de yaş haddinden emekliye ayrıldı.
22 Mayıs 2012 tarihinde Türk Hukuk Kurumu başkanlığına seçildi.
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısıdır.
Kimden mi bahsediyorum.
Sabih Kanadoğlu, yukarıdaki satırlarda takdim ettiğim muhterem.
Tanımakla onur duyduğum, kişilerden.
***
Yıllar önce Çukurova Belediyesi ile birlikte, ‘Her ayın 19’unda saat 19’da Çukurova’da Cumhuriyetçiler buluşuyor’ paneli düzenleniyor.
Karınca, kararınca katkı koymaya çalışıyorum.
Konukları davet etmeye çabalıyorum.
Bu etkinlikler sırasında Sabih Kanadoğlu’nu da ağırlamak kısmet oldu.
Bardak altı kalınlığında gözlük camlarının ardından heybetli bakışları var.
Konuşmayı değil, boş konuşmayı sevmeyen biri.
Panel sonrasında yemeğe gidilecek. O gün Belediye Başkanı Soner Çetin, partisinin milletvekili aday adaylarına bir lokantada yemek veriyor.
Sabih beyi de yemeğe davet ettiler.
Verdiği cevap hala kulaklarımda çınlar ;
-Ben, yaşamım boyunca siyasilerin masalarında şaklaban olmadım.
-Ağabey mekan üç kat, biz onlarla değil, başka masada oturacağız.
-İçeceğim bir kase çorba, ben herhangi bir yerde de içerim.
Diğer konukla ilgilenirken, Kanadoğlu birden kayboldu.
Tekliften sonra Sabih ağabey, ticari taksiye binmiş ve kaldığı otele dönmüş.
***
Ertesi gün, Çukurova Belediyesi’nin tahsis ettiği araçla Adana turuna çıktık.
Büst gibi aracın önünde oturuyor. Arkadan patavatsızlık yaparak, ‘Ağabey hiç gülmüyorsun. Bir kusur mu ettik ?’ dediğimde ‘Espri yaptın da katılmadık mı ? cevabını verdi.
İpin ucu kaçtı.
-Ağabey, yıllar önce magazin muhabirliği yapıyorum. Fatma Girik ile söyleşi yapacağım. Verilen mekana gitmek üzeriyken patron ‘Şu soruyu mutlaka Fatma hanıma sor.’ Dedi ve soruyu söyledi.
Söyleşinin sonuna geldik. Patronun sorusunu Fatma hanımefendiye yönettim :
-Memduh Ün’de ne buluyorsunuz ?
Fatma Girik, önce masadaki sürahiyi kavradı. Sonra kolumdan tuttu ‘Şimdi kafama indirecek’ derken, Fatma Girik, ‘Ben ara sıra filim çevirmeye gidiyorum. Sen onun yatağına girsen, hiç evden çıkamazsın’ demez mi ?
***
Sabih ağabey başını ön cama vuracak hale geldi. Gülme krizi geçiriyor.
Cep telefonunu çevirdi. Karşıdan ‘Buyur ağabey’ sesi geldi.
Kanadoğlu olayı anlattı. Doğru olup, olmadığını sordu.
Cevap, ‘O, piç hala gazetecilik yapıyor mu ?’
Fatma Girik’e rahmet dilerken, Sabih ağabeyi saygıyla selamlıyorum.