RAKI’NIN  DEĞİL İNSANIN SAHTESİ ÖLDÜRÜYOR…2

Sonuçta, yaşamın temel amacı olan mutluluğa erişmek için, tek başına değil, diğer insanlar ile birlikte üretmek ve paylaşmayı önemsemek gerekir. Halen inadına bir arada insanca yaşamdan yana paylaşımcı inşaların ısrarcı tutumu umut veriyor.

Binlerce yıllık insanlık tarihinin öğrettiklerini uzun zamandır bilginler, filozoflar, şairler ve yazarların anlatımlarından edinilen ortak payda “sahte ve sahtekârlığa” başvurmaksızın içinde yaşadığımız dünyanın biyolojik ve sosyal gerçeklerine uygun, sahici ve erdemli yaşamak olmalıdır. Üç kuruş daha çok kazanacağım, daha fazla güç sahibi olacağım diye değil, doğru düzgün, yetenek ve bilgimiz ölçüsünde çalışarak, kazanarak ve paylaşımcı, yaklaşılma içinde yaşadığımız doğayı da koruyucu anlayışla bir arada yaşamayı hedeflesek, daha iyi olmaz mı? Şu veya bu şekilde sahte ve sahtekârlığa benciliğe, narsistliğe başvurmadan da insanın karnı doyar.

2005 yılında sahte içkiden çok sayıda insanın ölmesi üzerine aşağıdaki “Rakı mı sahte, insanoğlu mu sahtekâr? Rakı’nın Değil, İnsanın Sahtesi Öldürüyor” yazım günün önemine uygun oluğunu düşünerek yeniden bilginize sunmak istedim.

Rakı’nın Değil, İnsanın Sahtesi Öldürüyor…

Ana vatanı Irak olan ve Arapçası “arak” ve dilimizde rakı olan ve üzüm suyunun fermante edilmesi ve ardından da imbikleşmesi sonucu oluşturulan alkolLü içki en az 3000 yıldır Ortadoğu ve Kafkaslarda üretilmektedir. “Sahte rakının” çok sayıda akşamcı vatandaşın ölümüne neden olması ile birlikte, sahte olan ve sahtekârlık ile ilgili alt beynimizdeki birçok kavram birden bire su yüzüne çıkmaya başladı. Sahte rakı, sahte ilaç, sahte para, altının sahtesi, sahte antika eşya, sahte fatura, sahte paravan şirket, kimi zaman sahte, kimi zaman sahtekâr doktor, sahtekâr hoca, sahtekâr bankacı… Sahte ve sahtekâr Mercedes’le dilenciler, sendikacılar, yöneticiler… Tabii bir de sahte pehlivanlar var. Rivayete göre Bush yönetimi de sahte belgelerle Irak’ta gizli nükleer silah var diye Irak’ı işgal etmesi sonucu bugün milyonlarca insan acı çekmektedirler.

Murat Belge 6 Mart 2005 tarihli Radikal gazetesindeki “Rakıdan girip lafa..” adlı köşe yazısında taklit veya “sahtesini yapma” işinin nesnel dünyanın ürünlerini üretmekle kalmadığını belirtiyor. Ve manevi alanlarda da sahtelerin üretildiğini belirtiyor. Diyor ki Sayın Belge, “Profesör’ün, yazarın, düşünürün de sahtesini yaratmış bulunmaktayız”. Tabii sık sık duyduğumuz gibi sahte solcu, sahte dinci, sahte demokrat, sahte hoca, sahte hacı, sahte doktor, sahte dost… devam edip gidiyor. Asıl sorunlu olan, kanımca insanın sahtekârıdır.

Sahte Aslının Zıddı Değil, Maskelenmiş Olandır

Biyo teknolojideki klonlama çalışması ile ilk Doly koyunu çoğaltılırken, insanların aklına ilk gelen insanın kopyası yapılır mı? Yani sahtesi üretilir mi? O zaman benim cevabım evet, ancak kopya insandan değil, kopya insanı sahtekârlaştırmaktan korunmamızın daha doğru olacağını düşünüyorum. Hepimiz biyolojik yoldan kopyalanma sonucu dünyaya geliyoruz, ancak, içinde yaşadığımız dünya bizi farklılaştırıyor. Büyüdükçe aldığımız eğitim ve çevrenin etkisi ile bir yaşam veya yol haritası çizebiliyoruz. Ancak, maalesef ülkemizde verilen eğitim insanımızın erken dönemde uyanık bir vatandaş olmasını sağlıyor. Karşılaştığı sorunların üstesinden gelmeyi ve çağını anlamasını sağlamadığı için, birçok sorun yaşamaktadırlar.

Doly sahte olmadığı gibi, rakı da sahte değildi, sadece ikincisi öldürücüydü. Yaratıcısı da sahtekâr bir insanoğlu. Sahte kelimesi aslına uygun olmayanı veya aslının tersi, yani esasın zıttı gibi algılansa da aslında “aslı başka olan” anlamına geliyor. Yani “sahte” aslına göre belirlenmeyip “aslı adından başka olan” anlamına geliyor.

İçtikten sonra, yüzündeki maskeyi atıp gerçeği konuşanlar, aşkını ilan edebilenler, söylenmemiş olanı söyleyebilenler, bir tür psikanalitik deşifre de çok önemlidir. Tabii kendine ve çevresine zarar vermemek kaydı ile.

03 Ocak 2022 Pazartesi günü devam edeceğiz…